• usd +0.88%
    417.9
  • eur -2.44%
    503.07
  • rub +0.05%
    5.64
  • gbp +1.47%
    582.8
  • cny +0.18%
    64.7
 
  Турция
 

KAZAKİSTAN CUMHURİYETİ DEVLET BAŞKANI

- ULUSAL LİDER N.A. NAZARBAYEV’İN

KAZAKİSTAN HALKINA SESLENİŞİ


“KAZAKİSTAN–2050

STRATEJİSİ”


OLGUNLAŞAN DEVLETIN YENI SIYASI

İSTIKAMETI



 
 
 
 
Saygıdeğer  Kazakistanlılar! Saygıdeğer  vatandaşlarım!
 
Bugün biz, “Bağımsızlık Günü” arifesinde bir araya gelmiş bulunuyoruz.
 
Artık 20 yılı aşkın bir süredir, biz hepimiz, bu büyük bayramı gururla kutlamaktayız.
 
16 Aralık 1991 tarihinde, Kazakistan halkı olarak biz egemenliği, özgürlüğü ve dünyaya açık olmayı seçtik. Günümüzde, artık bu değerler gündelik hayatımızın bir parçası olmuştur.
O zamanlar, daha yolun başında, her şey çok farklıydı. Günümüzde, bizim ortak çabamız sayesinde ülkemiz bambaşka bir hale geldi ve şaşılacak ölçüde güzelleşti.
Bugün biz; kendi çehresi, kendi özellikleri ve kendi tutumu bulunan başarılı bir devletiz. İlk zaferlerin kazanılması bizim için çok pahalıya mal oldu.
Devlet, 20 yılı aşkın bir süre, egemenliğin ve siyasi itibarın kazanılması için çalıştı. 20 yıl içinde bu hedefe ulaşılmış oldu. Oluşum dönemi başarıyla tamamlandı.
Kazakistan 21’inci asra bağımsız ve kendinden emin bir şekilde girdi.
Uzayıp giden küresel krizin etkisiyle dünyada cereyan eden olaylar bizi ürkütmemektedir. Biz bunlara hazırlıklıyız. Şimdi bizim görevimiz, egemenlik yıllarında kazandığımız her şeyi muhafaza etmek suretiyle, 21’inci asırda sürdürülebilir kalkınmamıza devam etmektir.
Bizim temel hedefimiz; 2050 yılına kadar güçlü devlet, gelişmiş ekonomi ve toplu istihdam temelinde bir refah toplumu yaratmaktır.
Güçlü devlet, özellikle hızlandırılmış ekonomik büyüme koşullarının sağlanması için bilhassa önemlidir.
Güçlü devlet ayakta kalabilme politikasıyla uğraşmaz; aksine uzun vadeli kalkınma ve ekonomik büyümeyi planlama ile meşgul olur.
Değerli vatandaşlarım, bu nedenle, özellikle Bağımsızlık Günü arifesi olan bu günde, ben Sizlere, yeni bir mesajla hitap ediyorum.
Bu, ülkemizin kalkınma perspektifleri konusunda görüşlerimi yansıtmaktadır. Bu, yepyeni bir siyasi rotadır.
 
I. Olgunlaşan Kazakistan demek, devlet kuruculuğumuzun, milli ekonomimizin, sivil toplumumuzun, toplumsal mutabakatımızın, bölgesel liderliğimizin ve uluslararası itibarımızın krizler tarafından sınanmasıdır.
 
Tam 15 yıl önce, biz, Kazakistan’ın 2030 Yılına Kadar Kalkınma Stratejisi’ni kabul ettik.
 
Bu 1997 yılındaydı ve Sovyet sonrası kaos nihai olarak aşılmamıştı, kriz Güneydoğu Asya ve bazı diğer piyasaları kasıp kavuruyordu. Bizim için de durum çok zordu.
O yıllarda benimsediğimiz strateji, ana hedeften sapmaksızın ileri gitmemize imkân veren bir deniz feneri gibi yolumuzu aydınlatıyordu.
1997 yılını hatırlar mısınız?
 
Parlamento’da yaptığım konuşmadan sonra telaş ve şaşkınlık oldu.
 
Birçokları kendi kendine sorular soruyordu: “Bu bir propaganda mıdır? Kudret helvası vaadi midir?”
O zaman konulan hedefler o ölçüde iddialı gibi gelmişti. Ancak, söylenegeldiği gibi gözler ürker, eller amel eder.
Önümüzde devasa bir vazife vardı; olayların seyrini değiştirmemiz ve yeni bir ülke inşa etmemiz gerekiyordu.
Bunu yerine getirmek için, üçlü bir modernizasyon gerçekleştirmemiz gerekiyordu: Devletin kurulması ile piyasa ekonomisinde bir sıçrama yapılması, sosyal devletin temellerinin atılması ve içtimai bilincin yenilenmesi lazımdı. Biz kendi yolumuzu tayin etmeliydik. Ve işte bu yol “Kazakistan–2030 Stratejisi”nde çizilmişti. Bu belge, bize stratejik hedef ve vazifelerin vizyonunu sundu ve en önemlisi dünya görüşü sıçraması oldu.
“Maksat, başarının yelkenidir” diye bir atasözümüz vardır. Ancak doğru belirlenmiş hedefler, bizi başarıya götürür.
Bugün doğru tercih yapmış olduğumuzu söylemek, benim için büyük bir onurdur. 2008 – 2009 yıllarında ortaya çıkan küresel kriz bunu teyit etti.
Kazakistan ayaklarının üstünde durdu. Kriz başarılarımızı silip süpürmedi, aksine bizi daha güçlü kıldı.
 
Bizim seçtiğimiz siyasi, sosyo-ekonomik ve dış politika esaslarına dayalı kalkınma modeli etkinliğini kanıtladı.
 
Güçlü, başarılı devlet…
Bizim en önemli başarımız, kurduğumuz bağımsız Kazakistan’dır. Biz, sınırlarımızı hukuken belirledik. Ülkemiz için bütünleşmiş bir ekonomik alan oluşturduk.
Ülkedeki üretim ilişkilerini yeni baştan tesis ettik ve güçlendirdik. Artık günümüzde, bütün bölgeler birbirleriyle kopmaz bir bağlantı içinde çalışıyor.
Tarihi önemi haiz anayasal ve siyasi reformlar yaptık ve bunlar da kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı çağdaş devlet yönetim sistemi oluşturdu.
Yeni başkentimiz Astana’yı kurduk. O, bizim simgemiz ve gururumuz olan, modern bir şehirdir. Dünyaya ülkemizin kapasitesini göstermek için başkentin potansiyelini kullanabildik. İşte bu nedenle dünya kamuoyu Kazakistan’ı «EXPO-2017» dünya fuarının evsahibi olarak seçti. Astana olmasaydı böyle bir seçim olmazdı. Böylesi bir onur herkese nasip olmaz. Sadece ülkemizin; eski Sovyet coğrafyasında AGİT’e Başkanlık yapan ilk ülke olduğunu, bu teşkilatın zirvesine evsahipliği yaptığını ve evrensel ölçekte bir etkinlik olan EXPO-2017’yi düzenleyecek olmasını söylemek kafi olacaktır.
 
Sürdürülebilir demokratikleşme ve liberalleşme süreci…
Biz sarih bir formüle göre hareket ediyoruz: “Önce ekonomi, sonra politika”. Siyasi reformların her bir merhalesi ekonominin gelişmişlik düzeyiyle ilişkilenmektedir. Bu nedenle biz, ülkeyi modernleştirecek ve rekabet gücünü arttıracak şekilde, siyasi liberalleşme yolunda fasılasız bir şekilde ilerlemekteyiz.
Ülkemiz, demokrasi ve insan hakları alanında en yüksek standartlara adım adım yaklaşmaktadır.
Biz temel hak ve özgürlükleri Anayasamızda pekiştirdik. Günümüzde, bütün Kazakistan vatandaşları eşit hak ve imkânlara sahiptir.
Farklı sosyal, etnik ve dini grupların uyumu ve barışı…
Biz, Kazak halkına, kültürümüze ve dilimize ilişkin tarihi adaleti yeniden tesis ettik.
Etnik, kültürel ve dini çeşitliliğe rağmen, biz, ülkemizde barışı ve siyasi istikrarı muhafaza ettik.
Kazakistan, 140 farklı etnisiteye ve 17 farklı inanışa ana yurt oldu.
İç barış ve milliyetler arasındaki uyum, bizim en önemli değerimizdir. Bizim çok uluslu ülkemizdeki barış ve uyum ile kültürlerin ve dinlerin diyalogu, haklı olarak, dünya için örnek kabul edilmektedir.
Kazakistan halkının oluşturduğu birlik, kültür diyalogu için müstesna bir Avrasya modeli oluşturmuştur.
Kazakistan küresel dinler arası diyalogun merkezi haline gelmiştir.
 Milli ekonomi, uluslar arası emek paylaşımında rolümüz…
 
Biz, Bağımsız Devletler Topluluğu’nda özel mülkiyete, serbest rekabete ve açıklık ilkesine dayalı çağdaş piyasa ekonomisi modelini ilk olarak gerçekleştirdik. Bizim modelimiz, yabancı yatırımların ülkeye çekilmesinde devletin aktif rolüne dayanmaktadır.
Biz ülkeye 160 milyar dolardan daha fazla yabancı yatırım çektik.
 
Girişimcilik faaliyeti için temel koşullar ve modern bir vergi sistemi oluşturuldu.
 
Biz, sistemli olarak milli ekonomimizi çeşitlendiriyoruz. Hızlandırılmış sanayileşme programında, ben, hedef olarak; iki beş yıllık dönemde, ekonomimizin çehresinin değiştirilmesi ile dünyadaki hammadde fiyatı değişikliklerinden etkilenmeyecek hale getirilmesini belirledim.
2030 Stratejisi’nin kabul edildiği andan bu yana geçen 15 yıl zarfında, devletimiz dünyanın en dinamik kalkınan ilk beş ülkesi arasına girdi.
Neticede, 2012 sonuçlarına göre, GSYH hacmi bakımından dünyanın en büyük 50 ekonomisi arasında yer alacağız.
Ülkelerin kendi kalkınma düzeylerini sınadıkları dünyaca kabul gören değerlendirmeler bulunmaktadır. Ben, beş yıl önce, dünyanın rekabet gücü en yüksek ilk 50 ülkesi arasına girme hedefini, önümüze koydum. Dünya Ekonomik Forumu sıralamasında Kazakistan artık 51’inci sırada yer almaktadır. Bugün hedefe ulaşmamız için sadece bir adım kaldı.
 
Toplumsal istikrar ve uyumu sağlayacak güçlü sosyal politika…
 
Benim için her zaman ana kriter halkın yaşam seviyesi olmuştur ve olacaktır. 15 yıl zarfında Kazakistanlıların geliri 16 kat artmıştır.
Asgari geçim standardının altında geliri bulunan vatandaş sayısı 7 misli, işsizlik olanı iki misli azalmıştır.
Biz, sosyal yönelimli toplumun temelini attık.
 
Halk sağlığını iyileştirme konusunda belirgin bir ilerleme sağlamayı becerdik.
 
Sağlık sahasının etkinliğini arttırmak için sağlık sisteminin organizasyonu, yönetimi ve finansmanı alanında reform yapılmıştır.
Son beş yıl zarfında, anne ölüm oranı nerdeyse 3 misli azalmış, doğum oranı da bir buçuk misli artmıştır.
Eğitim almak için eşit imkânlar yaratılmaktadır.
 
Son 15 yıl zarfında eğitime ayrılan pay 9,5 misli artmıştır. İlkokuldan yüksek öğrenime kadar olmak üzere, eğitimin her kademesinin kökten bir şekilde modernize edilmesine yönelik olarak devlet eğitimi geliştirme programı uygulanmaktadır.
Bizim insan potansiyalini geliştirme alanındaki uzun vadeli yatırım politikamız sayesinde bugünkü yetenekli genç nesli oluşturduk.
 
 Dünya kamuoyu tarafından kabul gören ülke…
 
Dünya politikasında ülkemiz, tartışmasız uluslararası itibara sahip sorumlu ve güvenilir bir muhataptır.
Biz, küresel güvenliğin güçlendirilmesi davasında önemli bir rol oynamaktayız ve dünya kamuoyunu; uluslararası terörizm, aşırılıkçılık ve yasadışı uyuşturucu ticaretiyle mücadelede desteklemekteyiz.
Kendi güvenliğimiz için önemli bir uluslararası diyalog platformu olan Asya’da İşbirliği ve
 
Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı’nın yapılmasına önayak olduk. Günümüzde AİGK, nüfusu 3 milyarı aşan 24 ülkeyi bir araya getirmektedir.
Son 2–3 yıl zarfında, Kazakistan Cumhuriyeti; AGİT’te, Şanghay İşbirliği Örgütü’nde, İslam İşbirliği Teşkilatı’nda ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nde Başkanlık yaptı.
Astana Ekonomik Forumu’nda biz, yeni bir diyalog platformu olan G-Global’i önerdik. Bu girişimin özü; adil ve güvenli bir dünya düzeni tesis etmek için herkesin çabalarının birleştirilmesidir.
Biz, küresel enerji ve gıda güvenliğinin sağlanmasına hatırı sayılır bir katkı sağlamaktayız.
 
Nükleer yayılmanın önlenmesi rejiminin güçlendirilmesinde oynadığımız aktif rol…
 
Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejiminin güçlendirilmesi konusundaki çabalarımız, dünya barışına, istikrarına, düzenine ve güvenliğine kuşkusuz bir katkıdır.
Semey Nükleer Poligonu’nu kapatmak suretiyle ve dünyada ilk olarak nükleer silahtan vazgeçerek, önde gelen nükleer devletler olan ABD, Rusya, İngiltere, Fransa ve Çin Halk Cumhuriyeti’nden güvenliğimiz için kalıcı uluslar arası teminatlar aldık.
Orta Asya’da nükleer silahlardan arındırılmış bölge oluşturulması konusunda anahtar rol oynadık ve öncelikle Orta Doğu’da olmak üzere, dünyamızın diğer bölgelerinde de benzeri bölgelerin oluşturulmasında anahtar rol oynadık.
Biz, dünya kamuoyunun nükleer terörizm tehdidiyle mücadele konusundaki çabalarını desteklemekteyiz.
Şimdi biz, nükleer tehdidin kararlı bir şekilde ortadan kaldırılması konusunda, etkin tedbirlerin alınması gereğini konuşuyoruz. Bizim kanaatimize göre; Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesine İlişkin Anlaşma, önceden olduğu gibi, şimdi de, yayılmayı önleme rejiminin temel taşı olmaya devam etmektedir.
Nükleer Denemelerin Yasaklanması Anlaşması kapsamlı bir şekilde bir an evvel yürürlüğe girmeli ve yayılmanın önlenmesi rejiminin güçlendirilmesinde önemli bir katalizatör olmalıdır.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, benim 29 Ağustos’un Nükleer Denemelere Karşı Eylem Günü ilan edilmesi yönündeki önerimi, üç yıl önce destekledi.
 
Bütün bunlar, bizim küresel politikadaki rolümüzün kabul edilmesi anlamına gelmektedir.
Bu sorumlu politika sayesinde Kazakistan, haklı olarak, yayılmanın önlenmesi rejiminin lideri ve diğer devletlere model kabul edildi.
 
“Kazakistan–2030 Stratejisi” Temel Sonuçlar
 
“Kazakistan–2030 Stratejisi”nde biz, ülkemizin başarısını tasarladık.
 
Biz, fasılasız bir şekilde ve inatla, konulan hedeflere doğru ilerledik. Küresel krizin doruk yaptığı 2008–2009 yıllarında bile milli ekonomimiz büyümeye devam etti.
Bir dizi parametreleri bakımından zamanından önce yerine getirmeyi başardığımız 2030 Stratejisi uygulamalarının sonuçlarını ilan etmek, benim için büyük bir onurdur.
 
(1)    MİLLİ GÜVENLİK. Önümüzde Kazakistan’ın toprak bütünlüğünü muhafaza etmek suretiyle kalkınma görevi bulunmaktaydı. Bizler planlanandan fazlasını yapmayı başardık.
Tarihimizde bir ilk olarak devlet, net, uluslararası kabul gören sınırlara sahip oldu. 14 bin kilometre uzunluğundaki devlet sınırlarımızın delimitasyonu yapıldı.
Kazakistan, güvenli bir şekilde, Hazar Denizi’nin kendine ait bölümünde durumu denetlemektedir.
Bu andan itibaren, ileride her türlü arazi ihtilafı çıkma tehdidi ortadan kaldırılmıştır. Biz, gelecek nesillere komşularla ihtilaflı arazi bırakmadık.
Biz; ferdin, toplumun ve devletin güvenliğini sağlayan güçlü, modern ve savunma gücü olan bir ordu ile etkin bir emniyet sistemi kurduk.
 
 (2)   Biz, 140 etnisite ve 17 inanışa mensup insanların yaşadığı ülkemizde İÇ POLİTİKA İSTİKRARINI ve MİLLİ BİRLİĞİ koruduk ve güçlendirdik. Politikamız başarılı oldu.
Biz, fasılasız bir şekilde, demokratik kalkınma modeli temelinde sivil toplum kurumlarını oluşturuyoruz. İnsan Hakları Ombudsmanı kurumu oluşturuldu.
Bizde, daha önce, hiçbir zaman çok partili sistem bulunmadı. Bugün, ülkede bütün siyasi yelpazeyi temsil eden siyasi partiler bulunmaktadır. Parlamento’muz çok partilidir ve parlamenter çoğunluk hükümeti bulunmaktadır.
Sivil toplum gelişmektedir, bağımsız kitle iletişim araçları faaliyet göstermektedir. Çok farklı alanlarda olmak üzere 18 binden fazla STK faaliyette bulunmaktadır. Yaklaşık 2.500 gazete ve dergi yayınlanmakta olup, bunların % 90’ı özeldir.
Kazakistan, günümüzde kültürler arası ve dinler arası diyalogda önemli bir uluslar arası merkezdir.
Bilhassa ülkemiz topraklarında, Semavi ve Geleneksel Dinler Liderleri’nin ilk dört kongresi yapılmıştır.
21’inci asırda Kazakistan, Doğu ve Batı’nın diyalogu ile işbirliği için bir köprü olmalıdır.
 
(3)     YÜKSEK DÜZEYDE YABANCI YATIRIMI VE DÂHİLİ TASARRUFU BULUNAN AÇIK PİYASA
 
EKONOMİSİNE DAYALI EKONOMİK BÜYÜME. Biz, artan tempolarla gerçekçi ve kalıcı büyümeyi hedefledik. Tarihi ölçülerle kısa bir sürede bu görevi yerine getirdik.
“Kazakistan–2030 Stratejisi”nde vurgu, özellikle ekonomik büyümeye yapıldı.
 
Neticede, 15 yıl zarfında, milli ekonominin hacmi; 1997 yılında 1,7 trilyon Tenge iken, 2011 yılında 28 trilyon Tenge’ye çıktı.
GSYH 16 misli arttı. 1999 yılından itibaren Kazakistan’da GSYH artış oranı % 7,6 oldu ve önde gelen kalkınmakta olan ülkeleri geçti.
Kişi başına GSYH 7 kattan daha fazla arttı ve 1998 yılında 1.500 Dolar iken 2012 yılında 12 bin Dolara çıktı.
Kazakistan, daha en başlardan itibaren, BDT ülkeleri arasında kişi başına ülkeye çekilen yabancı yatırım hacmi bakımından öncü konumunda oldu. Günümüzde bu rakam 9.200 Dolara çıktı.
Biz, dış ticarette 12 misli, sınai ürün üretim hacminde 20 misli artış sağladık.
 
Bu yıllar zarfında, petrol üretimi 3 misli, doğal gaz üretimi ise 5 misli arttı. Doğal kaynaklardan gelen gelirimizi Ulusal Fon’umuza aktardık.
Bu, olası ekonomik ve mali çalkantılara karşı bizim güvenilir bir kalkanımızdır. Bu, bugünkü ve gelecek kuşaklarımızın güvenliğinin teminatıdır.
 
Hızlandırılmış sanayileşme programı çerçevesinde, 2010 yılından bu yana, toplam tutarı 1.797 milyar Tenge olan 397 yatırım projesi gerçekleştirildi ve 44 binden fazla kişiye istihdam imkânı sağlandı.
“İş Âlemi 2020 Yol Haritası” programının iki yıllık uygulamasında toplam kredi meblağı 101,2 milyar Tenge olan 225 proje gerçekleştirildi.
Bugün biz, nüfusu orta gelir düzeyine sahip olan ve ekonomisi dinamik bir şekilde gelişen bir ülkeyiz.
 
(4)   KAZAKİSTAN VATANDAŞLARININ SAĞLIĞI, EĞİTİMİ VE REFAHI. İnsanların  durumunu
 
kökten değiştirmek ve hayat koşullarını iyileştirmek hayati önem taşımaktaydı. Yapılan çalışmaların sonuçları ortadadır.
Ortalama aylık maaşlar 9,3 misli artmıştır. Ortalama emeklilik maaşları ise 10 misli artmıştır. Nüfusun nominal parasal gelirleri 16 misli artıştır.
Sağlık finansmanı hacmi yıldan yıla büyümektedir. Sağlık finansmanı, 1999 yılında 46 milyar Tenge iken, 2011 yılında 631 milyar Tenge oldu.
İçinde beş yenilikçi sağlık merkezi bulunan Tıp Ana Merkezi oluşturuldu: Pediatrik Rehabilitasyon Merkezi, Anne ve Çocuk Sağlığı Merkezi, Nöroşirurji Merkezi, İlk Yardım Merkezi ve Kardiyoloji Merkezi.
Ülkenin bütün bölgelerinde kaliteli tıbbi hizmet alınabilmesi için gerekli koşullar yaratılmaktadır.
Mobil sağlık hizmetleri hızlı tempolarla gelişmekte ve ülkemizin en ücra köşelerinde bile sağlık hizmetleri sunulmaktadır.
Milli tarama sistemimiz hastalıkların erken evrelerde tanılarının yapılmasına ve tedavisine imkân tanımaktadır.
Ücretsiz ve ayrıcalıklı ilaç temin sistemi uygulamaya konulmuştur.
 Ülke nüfusu, son 15 yıl zarfında, 14 milyondan neredeyse 17 milyon kişiye çıktı. Beklenen ömür süresi 70 yıla kadar çıktı.
 Biz, tutarlı bir şekilde, erişilebilir ve kaliteli eğitimin gelişmesi politikasını sürdürüyoruz. “Balapan” Programı’nın gerçekleştirilmesi, okul öncesi eğitim kapsamının % 65,4’e kadar
arttırılmasına imkân verdi.
 Zorunlu okula hazırlık uygulaması başlatıldı ve okula gidecek çocuklarımızın % 94,7’si kapsandı.
Bütün ülke çapında, 1997 yılından bu yana, 942 okul ve aynı şekilde, 758 hastane ve sair sağlık tesisi inşa edildi.
Biz, dünya standartlarında olacak şekilde, akıllı okul ve mesleki-teknik kolej ağlarını geliştiriyoruz. Son 12 yıl zarfında yüksek öğrenim burslarının miktarı % 182 arttı.
1993 yılında benzersiz bir program olan “Bolaşak”ı devreye soktuk ve bu sayede 8 bin yetenekli gencimiz dünyanın en iyi üniversitelerinde parlak bir eğitim aldı.
Astana’da, uluslararası standartlara göre çalışan modern bir bilimsel-araştırma üniversitesi kuruldu.
 
 (5)ENERJİ KAYNAKLARI. Kazakistan’ın petrol ve gaz sektörü bütün ekonomimiz için lokomotif görevi yapmakta ve diğer sektörlerin gelişmesine katkıda bulunmaktadır.
Biz ekonomimizde çağdaş ve etkin petrol, gaz ve madencilik sektörleri yaratmalıydık. Bu görevi başarıyla yerine getirdik. Günümüzde biz, hammadde sektörünün gelirlerini istikbalin yeni ekonomisini kurmak için kullanıyoruz.
Petrol-gaz sektörünün GSYH içindeki payında da devamlı bir büyüme dinamiği gözlemlenmektedir. Bu pay; 1997 yılında % 3,7 iken, 2006 yılında % 14,7’ye çıktı ve 2011 yılında da % 25,8’e yükseldi.
Biz, satış pazarlarımızı çeşitlendirdik ve konumumuzu kalıcı bir şekilde güçlendirdik ve bu suretle de ürünümüzün satışında tek kanala bağlı olmaktan kaynaklanan bağımlılığımızı azaltmış olduk.
 
 (6)   ÖZELLİKLE ULAŞTIRMA VE HABERLEŞME OLMAK ÜZERE ALT YAPI. Bizler  altyapımızı geliştirmeyi hedefledik. Bunu da kendi imkânlarımızla yapabildik. Geçen yıllarda, sanayi ve ulaştırma altyapısı ile hayati etkinlik altyapılarına ait birçok büyük stratejik tesis yapıldı. Bu kapsamda karayolu ve demiryolu ana hatları, boru hatları, lojistik merkezler, terminaller, havaalanları, istasyonlar, limanlar vb. inşa edildi.
Bütün bunlar birçok Kazakistanlıya iş imkânı sağladı ve bizim, bölgesel ve küresel ekonomik ilişkiler sisteminde yer almamıza yol açtı.
Telekomünikasyon alanında kullanıcı sayısı günden güne artmaktadır. Bu sabit telefon, mobil iletişim ve internet için de geçerlidir.
“E-hükümet” uygulaması vatandaşla devlet arasındaki iletişimi bariz bir şekilde kolaylaştırdı. Son 11 yıl zarfında, karayolu sektörünün gelişmesi için 1.263,1 milyar Tenge tahsis edildi.
Bu yıllar içinde 48 bin kilometre genel amaçlı yol 1.100 km de demiryolu yapıldı ve yenilendi.
 
Hâlihazırda Batı Avrupa-Batı Çin ana ulaştırma koridorunu oluşturmak suretiyle İpek Yolu’nu yeniden canlandırıyoruz.
Uzen-Türkmenistan sınırı arasında demiryolu inşa etmek suretiyle Körfez ülkelerine ve Uzak Doğu’ya erişim sağlamış olduk. Korgas-Jetıgen yolunu yapmak suretiyle doğu kapılarımızı sonuna kadar açmış olduk ve böylelikle Çin ve bütün Asya alt kıtasına yol götürmüş olduk. Jezkazgan-Beyneu demiryolunun yapımını başlattık.
 
 (7)   PROFESYONEL DEVLET. Biz, idari-komuta sisteminin yöneticilik geleneklerinden nihai olarak kurtulmalı, çağdaş ve etkin bir yönetici ekibi kurmalıydık. Bizim yarattığımız ve bütün vatandaşların eşit hak ve şansa sahip olduğu kadro seçimi ve terfi sistemi devlet mekanizmasının faaliyetinde oldukça yüksek düzeyde profesyonellik ve şeffaflık sağladı.
Biz, devlet yönetiminde bir nevi devrim gerçekleştirmeyi başardık ve bu yönetimi, halka verilen devlet hizmetlerinin kalitesini yükseltmeye yönelttik.
Bu suretle, 2030 Stratejisi’nde belirlenen temel hedefler gerçekleştirildi, diğerleri de gerçekleşme sürecindedir.
 
***
 
Şimdi her birimiz “2030 Stratejisi” işe yaradı ve çağdaş Kazakistan kuruldu diyebiliriz. Bu ise; birlik ve beraberliğimizin, gayretli ve titiz çalışmamızın eseridir, çaba ve ümitlerimizin canlı bir şekilde yerine getirilmesidir.
Başarılarımızdan dolayı hepimiz gurur duymaktayız.
Devlet ve toplum olarak ayaklarımızın üzerinde durabildiğimizi dünya krizi de teyit etti. Artık sınırlarımız, siyasi sistemimiz, ekonomik modelimiz ne ülke içinde, ne de ülke dışında ciddi görüş ayrılığı ve tartışma konusu değildir.
Şimdi önümüzde yeni bir görev bulunmaktadır. Biz, devletimizin müteakip gelişme eksenini uzun vadeli olarak güçlendirmeliyiz.
 
II. 21’inci asrın on küresel meydan okuması…
 
Hâlihazırda insanoğlu yeni küresel meydan okumalarla yüz yüze kalmaktadır.
Ülkemiz ve bölgemiz için on temel tehdidi sıralamak istiyorum. Biz, kendi kalkınma sürecimizde, ileride de yeni başarılar kazanmayı planlıyorsak, bunlardan her birini göz önünde bulundurmalıyız.
 
Birinci meydan okuma; tarihi zamanın hızlanması…
 
Tarihi zaman büyük bir hızla süratlendi. Dünyamız yoğun bir şekilde dönüşmekte ve meydana gelen değişikliklerin sürati şaşkınlık yaratmaktadır.
Son 60 yıl zarfında dünya nüfusu üç misli arttı ve 2050 yılına doğru 9 milyara çıkacak. Bu dönemde dünya gayri safi hâsılası 11 misli arttı.
Dünya tarih sürecinin hızlanması, her zaman, devletlerin önüne sınırsız imkânlar çıkarıyor ve ben, bu imkânlardan tam olarak yararlandığımız için gurur duyuyorum.
Toplum yaşamının bütün alanlarındaki modernizasyonu, 20 küsur sene içinde, çok yüksek tempolarla gerçekleştirdik. Bu sürede başka ülkelerin 100, hatta 150 yıl içinde yapabildiklerini yapmış olduk.
Ancak, hala ülkemizde, genel modernizasyon sürecine uyum sağlayamamış sosyal gruplar bulunmaktadır. Bunun için objektif sebepler de vardır. Toplumda hala insanların ahlaki durumuna ve sosyal beklentilerine etki eden bazı dengesizlikler bulunmaktadır.
Biz bu dengesizliği gidermeli ve toplumun bütün kesimlerine; modernizasyon sürecine uyum sağlama, toplumda layık olduğu yeri alma ve yeni siyasi rotayla sunulan avantajlardan tamamıyla yararlanma imkânı vermeliyiz.
 
İkinci tehlike; küresel demografik dengesizlik…
 
Küresel demografik dengesizlik günden güne daha akut hale gelmektedir. Bütün dünyadaki eğilim, insanlığın yaşlanmasıdır. 40 yıl sonra 60 yaşın üstündeki dünya nüfusu 15 yaşın altındakilerden daha fazla olacaktır. Düşük doğurganlık ve insanlığın yaşlanması; birçok ülkede, kaçınılmaz bir şekilde iş gücü piyasasında sorunlara ve özellikle de iş gücü kaynakları yetersizliğine yol açmaktadır.
Artan demografik dengesizlik yeni göç dalgaları oluşturmakta ve bütün dünyada sosyal gerginliği arttırmaktadır.
Biz, Kazakistan’da, ülkenin farklı bölgelerinde, göç baskısıyla yüz yüze gelmekteyiz ve buralardaki düzensiz işgücü göçü yerel iş piyasalarında istikrarsızlık yaratmaktadır.
Biz, aynı şekilde, yakın bir gelecekte tersine bir süreçle, ülkemiz dışına işgöçü olgusuyla karşılaşma ihtimalini de idrak etmeliyiz.
Biz genç bir ulusuz. Ülkemizde yaş ortalaması 35’tir. Bu bize kendi beşeri potansiyelimizi koruma ve kendimizi dünyada doğru bir şekilde konumlandırma imkânı vermektedir. Ve bugün elimizde ileriye gitmek için iyi bir temel bulunmaktadır.
Ülkemizde yeteri kadar istihdam imkânı bulunmaktadır ve her isteyen kendine iş bulabilir. Dahası, bizde herkes kendi işini kurabilir ve kendisi için çalışabilir. Bu, bizim için büyük bir başarıdır.
Ben Sizleri, işsizlerin sadece işsizlik maaşı almadığı, aynı zamanda yeni meslekler edindiği, engelli insanların aktif bir şekilde yaratıcı faaliyetlerle meşgul olduğu, şirket ve kuruluşların da kendilerine layık oldukları çalışma imkânları sağladıkları “Genel İş Toplumu”na yöneltmekteyim.
Gençlerimiz eğitim görmeli, yeni bilgilere vakıf olmalı, mahirane ve etkin bir şekilde bilgi ve teknolojileri gündelik hayatta kullanmalıdır. Bizler bunun için her türlü imkânı yaratmalı, en elverişli koşulları sağlamalıyız.
 
Üçüncü meydan okuma; küresel gıda güvenliği tehdididir.
 
Dünya nüfusundaki yüksek artış hızı gıda sorununu daha keskin hale getirmektedir.
 
Günümüzde onlarca milyon insan açlık çekmekte ve bir milyara yakın insan sürekli olarak yetersiz beslenme sıkıntısı çekmektedir. Gıda maddesi üretiminde devrim niteliğinde değişiklikler olmazsa, bu korkunç rakamlar sadece büyümeye devam edecektir.
Bu tehditte de, bizim için devasa avantajlar gizlenmektedir.
 
Biz, artık büyük tahıl ürünleri ihracatçıları arasında yer almaktayız. Biz, uçsuz bucaksız, çevre yönünden temiz arazilere sahibiz ve ekolojik temiz gıda üretimi yapabiliriz.
Tarım üretiminde nitelik bakımından bir sıçrama gerçekleştirebilmemiz hususu imkânlarımız dâhilindedir. Bunun için bize, yeni bir devlet düşünce tarzı gerekmektedir.
 
Dördüncü tehdit; temiz su açığının kapatılmasıdır.
 
Dünya su kaynakları da büyük bir baskı altındadır.
 
Dünyamızda, son 60 yıl zarfında, içme suyu tüketimi 8 misli arttı. Asrımızın ortalarına doğru birçok ülke su ithal etmek zorunda kalacaktır.
Su, son derece sınırlı bir kaynaktır ve kaynaklara sahip olma mücadelesi dünyadaki gerginlik ve ihtilafların sebeplerinden biri olarak jeopolitiğin en önemli faktörü haline gelmektedir.
Su tedarik sorunu, bizim ülkemizde de ciddi bir sorundur. Bizim yeteri kadar kaliteli içme suyumuz bulunmamaktadır. Birçok bölgemizde acil olarak temiz su ihtiyacı bulunmaktadır.
Bu sorunun jeopolitik veçhesi de bulunmaktadır. Hâlihazırda, sınır aşan nehirlerin su kaynaklarının kullanılması konusunda ciddi sorunlarla yüz yüze kaldık. Bu sorunun bütün zorluğuna rağmen, bunun siyasileştirilmesine fırsat vermemeliyiz.
 
Beşinci tehdit; küresel enerji güvenliğidir.
 
Bütün gelişmiş ülkeler, alternatif ve “yeşil” enerji teknolojilerine yatırımlarını arttırmaktadır.
 
Bunların kullanılması, tüketilen bütün enerjinin % 50’sine kadarının üretilmesine imkân sağlayacaktır.
Anlaşıldığı üzere, hidrokarbon ekonomisi dönemi, yavaş yavaş sona ermektedir. Yeni bir çağ başlamaktadır ve bunda, insanoğlunun yaşam faaliyeti; sadece petrol ve gaza değil, aynı ölçüde yenilenebilir enerji kaynaklarına da dayanacaktır.
Kazakistan küresel enerji güvenliğinin kilit unsurlarından biridir.
 
Dünya çapında petrol ve gaz rezervlerine sahip olan ülkemiz, enerji alanındaki güvenilir stratejik ortaklık ve karşılıklı yarar temelindeki uluslararası işbirliğinden bir adım bile geri çekilmeyecektir.
 
Altıncı zorluk; doğal kaynakların tükenebilirliğidir.
 
Yeryüzündeki doğal kaynakların sınırlılık ve tükenebilirlik koşullarında insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir tüketim artışı, farklı istikametlerde olmak üzere, gerek olumlu, gerekse olumsuz süreçleri coşturacaktır.
Ülkemizin bu konuda bir dizi avantajı bulunmaktadır. Tanrı bize birçok doğal zenginlik vermiştir. Diğer ülkeler ve halklar, bizim kaynaklarımıza ihtiyaç duyacaktır.
Bizim kendi doğal kaynaklarımıza karşı yaklaşımımızı yeniden değerlendirmemiz, ilke bazında önem taşımaktadır. Biz, bunların satışından elde ettiğimiz gelirleri hazinede biriktirmek suretiyle doğru bir şekilde kullanmayı öğrenmeliyiz ve en önemlisi de, ülkemizin doğal kaynaklarını azami ölçüde etkin olarak sürdürülebilir ekonomik büyümeye dönüştürmeliyiz.
 
Yedinci tehdit; Üçüncü Sanayi Devrimi…
 
İnsanlık Üçüncü Sanayi Devrimi arifesinde bulunmaktadır ve bu da “üretim” kavramını değiştirmektedir. Teknolojik buluşlar dünya  piyasalarının  yapısını  ve  ihtiyaçlarını  köklü bir şekilde değiştirmektedir. Biz, öncekilere kıyasla, bambaşka bir teknolojik gerçeklikte yaşamaktayız.
Dijital teknolojiler, nanoteknoloji, robot araçlar, yenileyici tıp ve bilimin birçok başarısı, sadece çevreyi değil, insanı da dönüştürmek suretiyle gündelik hayatın gerçekliği haline gelecektir.
Bizler bu süreçlere aktif bir şekilde katılmalıyız.
 
Sekizinci tehdit; artan sosyal istikrarsızlıktır.
 
Hâlihazırda en büyük dünya sorunlarından biri, artan sosyal eşitsizliktir.
 
Günümüzde, dünyada yaklaşık iki yüz milyon kişi çalışacak iş bulamamaktadır. Hatta Avrupa Birliği’nde bile işsizlik, son on yılların en yüksek düzeyine çıkmış bulunmaktadır ve çok sayıda kitlesel kargaşayı kışkırtmaktadır.
Bunların ışığında, Kazakistan’daki durumun oldukça başarılı göründüğünü kabul etmeliyiz. Günümüzde, yeni tarihimize ait en düşük işsizlik rakamlarına sahibiz. Bu kuşkusuz büyük bir başarıdır. Yine de bu durumda yan gelip yatmamız mümkün değildir.
 
Soysal-siyasal krize dönüşmekte olan küresel ekonomik kriz, kaçınılmaz olarak Kazakistan’a etki edecektir ve bizim dayanıklılığımızı sınayacaktır.
Bu nedenle, sosyal güvenlik ve sosyal istikrar konusu gündeme getirilmektedir. Bizim için önemli görevlerden biri, toplumumuzda sosyal istikrarı güçlendirmektedir.
 
Dokuzuncu meydan okuma; medeniyetimizin değerler buhranıdır.
 
Dünyamızda, ciddi bir dünya görüşü ve değerler krizi yaşanmaktadır. Gittikçe daha sık olarak medeniyetler çatışmasından, tarihin sona ermesinden ve çok kültürlülüğün çöküşünden bahseden sesler yayılmaktadır.
Yıllarca sınanmış değerlerimizi korumak suretiyle bu dünya görüşü mülahazasına kapılmamak, bizim için ilke bazında önem taşımaktadır. Kendi tecrübemizden bildiğimiz üzere, çok etnisiteli ve çok dinli olmamız “Aşil topuğu” olarak adlandırılıyordu, ama biz bunu avantaj haline getirdik.
Bizim, kültürlerin ve dinlerin bir arada bulunduğu ortamda yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Biz, kültür ve medeniyetlerin diyaloguna sadakatle bağlı olmalıyız.
Sadece diğer uluslarla diyalogun sürdürülmesi halinde, ülkemiz gelecekte başarı ve nüfuza erişebilir. Kazakistan, 21’inci asırda, bölge lideri olarak kendi konumunu güçlendirmeli ve Doğu’yla Batı’nın diyalogu ve işbirliği için bir köprü olmalıdır.
 
Onuncu meydan okuma; yeni dünya istikrarsızlığı tehdidi…
 
Biz şu anda dünyada ne olup bittiğini görüyoruz. Bu yeni bir kriz dalgası değil, dünya ekonomisinin henüz içinden çıkamadığı 2007–2009 yılları krizinin devamıdır.
Küresel ekonomik sistem 2013–2014 yıllarında ciddi bir sekteye uğrayabilir ve özellikle dünyadaki hammadde fiyatları tepetaklak olabilir. Bizim için böyle bir senaryo, son derece arzu edilmeyen bir durumdur.
Avrupa Birliği ve/veya ABD’de olası bir durgunluk, gelişmiş ülkelerin hammadde kaynaklarına olan ihtiyacını azaltabilir.
 
Euro bölgesinde en azından bir devletin potansiyel bir temerrüde düşmesi “domino etkisini” başlatabilir ve bizim, uluslararası rezervlerimiz ile ihracat sevkiyatlarımızın istikrarının korunmasını tartışmalı hale getirebilir.
Döviz rezervlerinin azalması, döviz kuru ve enflasyon baskısını güçlendirmekte ve bu da, aynı şekilde, sosyo-ekonomik duruma olumsuz yönde etki edebilmektedir.
Bununla ilgili olarak iktidarın bütün kollarının, devletin ve toplumun iyi düşünülmüş, mutabakata varılmış ve koordine edilmiş rotasını hazırlamak zorundayız ki uluslararası gelişmelerin her türlü senaryosuna karşı hazırlıklı olabilelim.
 
III.   “Kazakistan–2050 Stratejisi”; süratle değişen tarihi koşullarda yeni Kazakistan için yeni siyasi rota
 
Saygıdeğer  Kazakistanlılar! Değerli yurttaşlarım!
 
Çözümlememiz gereken problem paradigmaları nicelik olarak değişmiştir.
 
Yeni meydan okumalara layıkıyla karşı koyabilmek için 2030 Stratejisi çerçeveleri artık yetersiz kalmaktadır. Planlama ufkunu genişletmek bizim için önemlidir ve 15 yıl öncesinde olduğu gibi, müteakip bir dünya görüşü sıçraması gerçekleştirmemiz gerekmektedir.
İlk olarak, Kazakistan çağdaş bir devlettir. Bizim toplumumuz olgunluğa erişmiştir. Bu nedenle bugünkü gündemimiz devletimizin kuruluş merhalesindeki gündemden farklıdır.
Dünyada cereyan eden dönüşümlerin vasfı ve derinliği, küresel karşılıklı bağımlılık sürdürülebilir uzun vadeli kalkınmayı gerektirmektedir. Birçok ülke, artık 2030–2050 yıllarının ötesine göz atmaya çalışmaktadır. Bugünkü istikrarsız zamanda “yönetilebilir tahmin yapılması” devletin kalkınmasında önemli bir araç haline gelmektedir.
İkinci olarak, “Kazakistan 2030 Stratejisi” devletimizin kuruluş dönemi için oluşturulmuştur. Temel parametreleri bakımından da yerine getirilmiştir.
Üçüncü olarak, yeni gerçekliğin doğurduğu yeni meydan okuma ve tehditlerle yüz yüze kalmaktayız. Bunlar kapsayıcı bir vasıf taşımaktadır ve bütün ülke ve bölgeleri etkilemektedir.
Biz “Kazakistan 2030 Stratejisi”ni hazırladığımızda, hiç kimse, ölçekleri bakımından böylesine emsali görülmemiş bir mali-ekonomik krizin ortaya çıkabileceğini ve bunun neticesinde de yeni ve hiçbir suretle öngörülmeyen ekonomik ve jeopolitik durumların oluşabileceğini tahmin etmiyordu.
2030 Stratejisi, 1997 yılında, ucu açık bir belge olarak hazırlandı. Biz, daha başlangıcında, düzeltme imkânını belgeye dâhil ettik.
Dünyadaki durumun değiştiğini ve hayatın da kendi düzeltmelerini yapabileceğini anlamak suretiyle, benim talimatımla, yeni koşullardaki durumumuzu kavramak ve olası stratejimizi belirlemek üzere, bir çalışma grubu oluşturuldu.
 
Bu grubun hazırladıklarını göz önünde bulundurmak suretiyle, bünyesinde 2030 Stratejisi görevlerinin yerine getirilmesine devam edileceği, 2050 yılına kadar ulusun yeni siyasi rotasının oluşturulmasını öneriyorum. “Kazakistan–2030” programında olduğu gibi, zaman ve koşulların bizim planlarımızda da değişikliklere yol açacağını net bir şekilde idrak etmeliyiz.
 
2050 yılı sadece sembolik bir tarih değildir.
 
Bu, günümüzde dünya kamuoyunun kendini ayarladığı gerçek bir süredir.
 
Birleşmiş Milletler Teşkilatı, medeniyetlerin 2050 yılına kadarki küresel gelişme tahminini yayınladı. 2050 yılına ilişkin tahmin raporu Dünya Gıda Teşkilatı (FAO) tarafından ilan edildi.
Günümüzde, eskisine göre, daha fazla ülke bu türden uzun vadeli stratejileri hazırlayıp uygulamaya koyuyor. Çin de kendisine böyle bir stratejik planlama ufku belirledi.
Hatta büyük çokuluslu şirketler, gelişme stratejilerini yarım asır önceden hazırlamaktadır. On beş yıl kadar önce “2030 Stratejisi” hazırlandığında, yeni ülkemizde doğan birinci ne-
sil Kazakistanlılar daha yeni yeni okula gitmeye hazırlanıyordu.
 
Bugün ise bunlar, ya işe girdi ve çalışıyor ya da üniversitelerde öğrenimlerini tamamlamak üzeredir.
İki-üç yıl sonra ise bağımsızlık yıllarının ikinci nesli doğmaya başlayacak.
 
Bu nedenle onlara doğru kılavuzlar sunulması üzerinde düşünmemiz önem taşımaktadır.
 
Bizim esas amacımız; 2050 yılına kadar, dünyanın en gelişmiş 30 devleti arasında yer almaktır.
Bizim başarılarımız ve bizim Kazakistan kalkınma modelimiz yeni siyası rotanın temelini oluşturmalıdır.
Kazakistan–2050 Stratejisi, yeni merhalede Kazakistan–2030 Stratejisi’nin uyumlu bir gelişmesidir. Bu ise “biz kimiz, nereye gidiyoruz ve 2050 yılına doğru nerede olmak istiyoruz(?)” sorusuna cevaptır. Eminim ki bu, özellikle bu yeni kuşağı ilgilendirmektedir.
Bütün bunlardan hareket etmek suretiyle, ben, “Ulusun 2050 Yılına Kadar Yeni Siyasi Rotası” taslağını önermekteyim. Bu da benim Kazakistan halkına mesajım olacaktır.
 
***
Biz nereye gidiyoruz? Kazakistan, 2050 yılına doğru, dünyanın en gelişmiş ilk otuz devleti arasında yer almalıdır.
Bu kulüpte yer kapmak için kalkınmakta olan ülkeler arasında kıyasıya bir rekabet olacaktır. Ulusumuz, güneşin altındaki yeryüzünün sadece güçlüler için garantilendiğini açık bir şekilde idrak etmek suretiyle, küresel ekonomik mücadeleye hazır olmalıdır.
Biz,  amacımızdan  şaşmaksızın  ve  coşkuyla,  birincil  hedefleri  gözden  kaçırmaksızın çalışmalıyız:
           Devlet kuruculuğunun müteakip gelişimi ve güçlenmesi,
           Ekonomik politikada yeni hedeflere geçilmesi,
           Milli ekonominin itici gücü olan girişimciliğe çok yönlü destek sağlanması,
           Yeni sosyal modelin oluşturulması,
           Çağdaş ve etkin eğitim ve sağlık sistemlerinin kurulması,
           Devlet mekanizmasının sorumluluğunun, etkinliğinin ve işlevselliğinin arttırılması,
           Yeni meydan okumalara uygun olarak, uluslar arası politika ile savunma siyasetinin oluşturulması.
Ben, bugün, aynı şekilde başarılı bir “başlangıç” yapılmasını sağlayacak olan, yeni 2050 Siyasi Rotası’nın 2013 yılı öncelikli görevlerini sıralayacağım.
Bu vazifelere uygun olarak Hükümet, hemen, 2013 Genel Milli Eylem Planı’nı hazırlamalıdır. Bu önemli belge somut talimatları içermeli ve yürütme, yasama ve yargı alanındaki yöneticilerin kişisel sorumluluğunu da öngörmelidir. Devlet Başkanlığı Teşkilatı da, bunun
hazırlanması ile daha sonra uygulanmasının seyrini, özel bir denetim altına almalıdır.
Ben,  şimdi,  Kazakistan  2050  Stratejisi’nin  temel  istikametleri  konusunda  görüşümü paylaşmak isterim.
 
1. Yeni rotanın ekonomik politikası; karlılık, yatırımların geri dönüşü ve rekabet ilkelerine dayalı çok kapsayıcı ekonomik bir faydacılıktır.
Çok kapsayıcı ekonomik faydacılık…
 
Yeni rotanın ekonomik politikasının özü çok kapsayıcı ekonomik bir faydacılıktır. Fiilen bu, bizim bugünkü görüş ve yaklaşımlarımızın köklü bir şekilde kırılmasıdır.
 
Bu ne anlama gelmektedir?
Birincisi. Ekonomik uygunluk ve uzun vadeli çıkarlar bakımından istisnasız her türden iktisadi ve idari kararların alınmasıdır.
İkincisi. Kazakistan’ın eşit haklı iş ortağı olarak yer alabileceği yeni piyasa nişlerinin belirlenmesi, yeni ekonomik büyüme noktalarının yaratılmasıdır.
Üçüncüsü. Ekonomik potansiyelin arttırılması amacıyla elverişli yatırım ortamının hazırlanması, karlılık ve yatırımların geri dönüşüdür.
Dördüncüsü. Ekonomide, etkin bir özel sektörün yaratılması ve devlet-özel sektör işbirliğinin geliştirilmesi, ihracatın devlet tarafından teşvik edilmesidir.
 
Yeni kadro politikası…
Yeni ekonomik politikada başarının kilit koşulu kadrolarla desteklenmelidir. Bunun için yapmamız gerekenler:
           Yönetim kaynaklarını geliştirmeliyiz ve bunun için kaynağımız vardır. Devlet sektöründe çağdaş yönetişim araçlarını ve kurumsal yönetim ilkelerini uygulamaya sokmalıyız.
           Bununla eşzamanlı olarak, uluslararası emek paylaşımından menfaat elde etmeliyiz ve bilhassa dış kaynak kullanımı programları vasıtasıyla yeni rotamızın bazı görevlerini yerine getirmek için dış kadro kaynaklarını cezp etmeliyiz. Biz, aynı şekilde, açık piyasadaki en iyi yabancı uzmanları çekmeliyiz ve ülkemizde çalışmak üzere davet etmeliyiz.
Engin uluslararası tecrübesi ve bilgisi bulunan idari kadroların kullanılması çifte etki yaratacaktır: Bu şekilde sadece üretimimizin yönetimini modernize etmekle kalmayacağız, aynı şekilde, kendi yerli kadrolarımızı da eğitmiş olacağız. Bu bizim için yeni bir uygulamadır.
2050 yılına kadar aşağıdaki görevlerin kademeli olarak yerine getirilmesi ilke bazında önem taşımaktadır:
 
İlk olarak, devletin makroekonomik politikası modernize edilmelidir.
Bütçe politikası…
 
           Biz, yeni bir bütçe politikası ilkesiyle mücehhez olmalıyız; sadece kendi imkânlarımız çerçevesinde harcamalıyız ve açığı da mümkün olan en asgari seviyeye indirmeliyiz. “Kara gün” rezervlerini, uzun vadeli muhafazasını sağlamak suretiyle arttırmalıyız.
           Bütçe-finansman  sürecine  olan  yaklaşım,  özel  yatırımlarda  olduğu  gibi,  özenli ve düşünülmüş olmalıdır. Diğer bir deyişle, bütçeden tek bir Tenge bile boşuna harcanmamalıdır.
           Devlet bütçesi, örneğin ekonominin çeşitlendirilmesi ve altyapının geliştirilmesi gibi, uzun vadeli perspektifler açısından verimli genel milli projelere odaklanmış olmalıdır.
Uygunluk ve etkinlik bakımından yatırım konularını katı bir şekilde seçmeliyiz. Unutulmamalıdır ki, en modern tesisler bile, idame ettirmek için masraf gerektirmeleri ama gelir getirmemeleri ve ülkemiz vatandaşlarının sorunlarını çözümlememeleri durumunda, bütçeye külfet olabilmektedir.
 
Vergi politikası…
 
           Üretim ve yeni teknolojiler alanında faaliyette bulunan vergi mükellefleri için, elverişli bir vergilendirme rejimi tesis edilmelidir. Şu anda böyle bir çalışma başlatıldı. Bunun geliştirilmesi görevini veriyorum: Yürürlükteki bütün vergi kolaylıkları gözden geçirilmeli ve azami ölçüde etkin hale getirilmelidir.
           Vergi idaresinin liberalleştirilmesi politikasına ve gümrük idaresinin sistemli hale getirilmesine devam etmeliyiz. Vergi raporlamalarını sadeleştirmeli ve asgari seviyeye indirmeliyiz.
Piyasa aktörlerini vergiden kaçınma yollarını aramaya değil, rekabete teşvik etmeliyiz.
           Vergi denetiminin pragmatik olarak azaltılması, işletmelerin vergi idareleriyle diyalogunu asgariye çekmelidir. Önümüzdeki beş yıl zarfında da herkes on-line elektronik raporlamaya geçmelidir.
           2020 yılından itibaren vergi kredilendirmesi uygulamasını kullanmaya başlamalıyız. Temel görev, girişimcilerin yatırım faaliyetini teşvik etmektir.
           Yeni vergi politikasının sosyal yönelimi bulunmalıdır. Bunun için, 2015 yılından başlamak suretiyle, bir dizi teşvik tedbiri hazırlanmalı ve bu cümleden hareketle; kendisinin, ailesinin, çalışanlarının eğitimine ve sağlık sigortasına para yatıran şirket ve şahısların vergiden muaf tutulması uygulaması öngörülmelidir.
 
Bu suretle, müstakbel vergi politikası; şirketler düzeyinde, iç büyümeyi ve yerli ürünlerin dış piyasalara ihracatını; şahıslar düzeyinde ise bunların birikimlerini, tasarruflarını ve yatırımlarını teşvik etmelidir.
 
Para-kredi politikası…
           Dünya ekonomisindeki elverişsiz durumu göz önünde bulundurmak suretiyle biz, her bir Kazakistanlının gelirlerinin korunmasını ve ekonomik büyüme için makul bir enflasyon seviyesini sağlamak zorunda olacağız. Bu sadece bir makroekonomik sorun değil, aynı zamanda ülkenin sosyal güvenliği konusudur. Bu da; Merkez Bankası’nın ve Hükümet’in 2013 yılından itibaren esas meselesidir.
           Kazakistan bankaları da kendileri bakımından işlevlerini yerine getirmeli ve ekonominin reel sektörünün kredi kaynakları konusundaki ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Bu arada mali sistem kontrolünü zayıflatmamalı, bankaları sorunlu kredilerden arındırmalı ve yoğun bir şekilde fonlama konuları üzerinde çalışılmalıdır. Bunun için, Merkez Bankası ve Hükümet, Devlet Başkanlığı Teşkilatı’nın koordinasyonunda, ekonomiye gerekli parasal kaynakları sağlamaya yönelik konsept olarak yepyeni bir para-kredi politikası sistemi hazırlamalıdır.
 
Devlet borçları ve dış borç yönetimi politikası…
 
   Ülkenin devlet borç seviyesini sürekli olarak kontrol altında tutmalıyız.
 
   Bütçe açığının GSYH’ya oranını, 2013 yılı için öngörülen % 2,1 düzeyinden, 2015 yılında % 1,5’e kadar düşürmeliyiz.
Devlet borcu makul bir seviyede kalmalıdır. Bu ilke bazında bir görevdir. Çünkü biz, ancak bu suretle dünyadaki istikrarsızlık ortamında bütçemizin istikrarını ve milli güvenliği sağlayabiliriz.
   Ekonomideki sözde devlet sektörü borç seviyesini katı bir şekilde kontrol etmeliyiz.
 
İkinci olarak, altyapının geliştirilmesine yönelik yaklaşımımız ilke olarak yepyeni olmalıdır. Altyapı     ekonomik               büyüme       imkânlarını                      genişletmelidir.      Altyapının     iki    istikamette geliştirilmesi gerekmektedir: Milli ekonomi küresel ortama entegre edilmeli ve aynı şekilde,
ülke içindeki bölgelerde yaygınlaşmalıdır.
           Kendi çıkarlarımızı özenli bir şekilde hesaba katmak suretiyle, Kazakistan’ın dışında üretim ve nakliye-lojistik tesislerinin kurulması için yurt dışına açılmaya odaklanmak önem taşımaktadır. Biz, mevcut mülahazaların dışına çıkmalıyız ve bölge ile dünyada (Avrupa’da, Asya’da, Amerika’da) ortak işletmeler kurmalıyız. Örneğin denize açılan ülkelerde limanlar yapılmalı, dünyanın transit bağlantı noktalarında ulaştırma-lojistik merkezleri kurulmalı vb. Bu amaçla, özel bir “Küresel Altyapı Entegrasyonu” programı hazırlanmalıdır.
           Biz kendi transit potansiyelimizi geliştirmeliyiz. Günümüzde, ülke çapında bir dizi çok büyük alt yapı projesi gerçekleştirilmektedir. Bunlar neticesinde, 2020 yılına doğru, Kazakistan üzerinden transit taşımalar iki misli artacaktır. 2050 yılına kadar ise bu rakam 10 misli artmalıdır.
           Bütün bunlar, sadece ürünlerimiz ve hizmetlerimiz için, uzun vadeli talep oluşacak dünya piyasalarına yönelik ihracatımızın geliştirilmesi şeklindeki ana hedefe tabi olmalıdır.
           Altyapının kurulması da, aynı şekilde, verimlilik kuralına tabi olmalıdır. Bu çalışmalar, sadece ve sadece yapımının yeni iş alanlarının gelişmesine ve istihdam imkânı yaratılmasına yol açacağı yerlerde yapılmalıdır.
           Uzak bölgeleri veya yeteri kadar nüfus yoğunluğu bulunmayan bölgeleri, hayati önem taşıyan ve ekonomik olarak gerekli olan altyapı tesisleriyle “kapsamak” amacıyla “altyapı merkezleri” kurmalıyız. Bunun için ulaştırma sisteminin öncül altyapılarının sağlanması gerekmektedir.
           Hükümete, 2013 yılında, Ülke Altyapısını Geliştirme Programı’nı hazırlama ve kabul etme görevini veriyorum.
 
Üçüncü olarak, devlet varlıkları yönetim sisteminin modernleştirilmesi gerekmektedir.
 
Kazakistan dünya ölçeğinde pek büyük olmayan bir ekonomiye sahiptir. Bunu çok etkin olarak yönetmek gerekmektedir. Ülke müşterek bir şirket gibi çalışmalı, devlet de bunun çekirdeğini oluşturmalıdır.
Kurumsal düşünüşün gücü, bütün süreçlerin tek bir bütün olarak ele alınmasında yatmaktadır. Her düzeydeki kamu yöneticisi, bu şekilde, girişimci gibi düşünmeyi öğrenmelidir.
 
Bir kez daha tekrar ediyorum: Sadece ülke bütçesini paylaştırmamalıyız, iyi düşünülmüş ve doğrulanmış yatırımlar yapmalıyız.
Etkinliğin temel kriteri, yatırımlarımızın geri dönüş seviyesidir. Kazakistan’ın, uluslar arası piyasada bir eklenti değil de, tam bir aktör olmasını, ülkenin üretim potansiyelini arttırabilme hızımız belirleyecektir.
           Ulusal Fon yeni iktisadi politikaya geçişin “lokomotifi” olmak zorundadır. Ulusal Fon kaynakları öncelikli olarak uzun vadeli stratejik projelere yöneltilmelidir. 2013 yılında, Ulusal Fon’da kaynak biriktirmeye devam edilmeli, ama bu kaynaklar son derece rasyonel ve iyi düşünülerek  değerlendirilmelidir.
           Devlet, Üçüncü Sanayi Devrimi neticesinde ortaya çıkacak sektörleri de göz önünde bulundurmak suretiyle, milli şirketler nezdinde geleceğin ekonomisinin gelişmesini teşvik etmelidir. Yerli sanayi, kendi ülkemizde üretmek zorunda olduğumuz en yeni bileşik malzemeleri kullanmalıdır.
           Devlet, enformasyon teknolojileri alanındaki transit potansiyelin geliştirilmesini teşvik etmelidir. 2030 yılına doğru, dünya bilgi akışının en az % 2–3’ü Kazakistan üzerinden geçmelidir. Bu rakam, 2050 yılına doğru da, en azından ikiye katlanmalıdır.
           Aynı şekilde, özel şirketleri, kendi kaynaklarını araştırma ve inovasyon çalışmalarına yatırmaları konusunda teşvik etmek gerekmektedir. Şu hususun altını özellikle çizmek isterim: İnovasyonun uygulanması çok önemlidir, ama esas amaç değildir. Ülkemiz gerçek manada menfaati, ancak bu yeniliklerin piyasada aranır hale gelmesi durumunda elde edecektir. Aksi takdirde bu yenilikler, boşu boşuna para harcamak anlamına gelecektir.
           Farklı şirket ve sektörlerin seçici olarak desteklenmesi uygulamasından vazgeçilmelidir. Biz, sadece sosyal yönden önemli, stratejik işlevler yerine getiren ve etkinliklerini kanıtlayan sektörleri desteklemeliyiz.
 
Dördüncü olarak, doğal kaynakların yönetiminde ilke olarak yeni sistem uygulamalıyız.
 
Biz, kaynaklarımızı; ekonomik büyümeyi sağlamak için, büyük ölçekli dış politika ve dış ekonomik mutabakatlar için, Kazakistan’ın önemli bir stratejik avantajı olarak kullanmalıyız:
 
           Daha şimdiden, yeni bir mali başarısızlık durumunda istikrarsızlaşacak olan uluslar arası piyasalara hammadde aktarımını azami ölçüde süratlendirmeliyiz. Bizim temel ithalatçılarımız hammadde alımını önemli ölçüde azaltabilir ve fiyatlar da çok aşağılara düşebilir. Bizim ileriyi görerek uygulayacağımız strateji, piyasaların istikrarsızlaşmasından önce hızla para biriktirmemizi sağlayacaktır ve bu sayede de, olası bir küresel kriz dönemini rahat geçirmemize yardımcı olacaktır.
           Teknolojik devrim hammadde kullanım yapısını değiştirmektedir. Örnek olarak, kompozit teknolojilerinin kullanılması ve yeni beton türleri demir cevheri ve kömür rezervlerinin önemini azaltmaktadır. Bu da ülkenin menfaatine olmak üzere bu günkü yüksek dünya talebinden yararlanmak için üretimi ve dünya piyasalarına sevkiyatı arttırma konusunda bir etmendir.
           Hidrokarbon hammaddesi piyasasında büyük bir oyuncu olarak kalmak suretiyle alternatif enerji türlerinin üretimini geliştirmeliyiz. Güneş ve rüzgâr enerjisini kullanan teknolojileri aktif olarak uygulamaya almalıyız. Bunun için her türlü imkânımız bulunmaktadır. 2050 yılına doğru, ülkemizde alternatif ve yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı, toplam enerji tüketiminin en az yarısı seviyesine çıkmalıdır.
***
 
Eğer ulusumuz 35 yıl sonra hammadde kaynaklarının gelirlerinden yararlanmak isterse, bunun için daha şimdiden hazırlanmalıyız. Bunun için özel bir strateji hazırlamalıyız; iş ortaklarımız ile önceliklerimizi belirlemeliyiz ve büyük şirketlerin yaptığı gibi, önümüzdeki yıllara ilişkin bütün işleri planlamalıyız.
Bu, bizim kendi tarihimizden çıkardığımız en büyük derstir: Kaşagan konusundaki çalışmaları neredeyse 20 yıl önce balattık, sonuçlarını daha yeni yeni almaya başlıyoruz.
Strateji hazırlamanın temel yönelimleri:
 
           Bölgelerin yatırımları çekme konusunda istekli olmaları için yeraltı kaynaklarının kullanımı konusundaki moratoryumun kaldırılması gerekmektedir.
           Biz, basit bir şekilde hammadde tedarikinden, enerji kaynaklarının işlenmesi alanında işbirliğine ve yeni teknoloji mübadelesine geçmeliyiz. 2025 yılına doğru, yeni çevre
 
standartlarına uygun olarak, kendi piyasamızın akaryakıt-madeni yağ ihtiyacını tamamen karşılar hale gelmeliyiz.
           Biz, yatırımcıları, sadece çağdaş üretim ve işleme teknolojileri getirmeleri koşuluyla ülkemize çekmeliyiz. Biz, ancak ülkemiz arazisinde yeni ürünler üretiminin başlatılması karşılığında hammaddelerimizi çıkarmalarına ve kullanmalarına izin vermeliyiz.
           Kazakistan, yatırımlar için bölgesel bir mıknatıs haline gelmelidir. Ülkemizin, Avrasya’da yatırımlar ve teknoloji transferi için en cazip yer haline gelmesi gerekmektedir. Bu ilke bazında önem taşımaktadır. Biz yatırımcılara sahip olduğumuz avantajları göstermeliyiz.
           Bütün madencilik işletmeleri sadece çevre yönünden zararsız teknolojiler kullanmalıdır.
 
Saygıdeğer yurttaşlarım!
 
Ulusumuzun geleceği ve devletin güvenliği için stratejik hidrokarbon “rezervi” oluşturmalıyız. Stratejik rezerv ülkenin enerji güvenliğinin temelini oluşturacaktır. Bu suretle, olası ekonomik çalkantılara karşı yeni bir savunma kademesi oluşturacağız.
***
 
Beşinci olarak, sanayileşmenin müteakip aşaması için bir plana ihtiyacımız vardır.
Hızlandırılmış yenilikçi sanayileşme programı uygulamasında, iki yıl sonra, birinci beş yıllık dönem tamamlanmış olacaktır.
Hükümet sanayileşmenin müteakip merhalesi için ayrıntılı bir plan hazırlamalıdır. Geleceğe yönelik teknolojik yönelimlerin gelişme senaryosuna ihtiyaç vardır.
Neticede, toplam ihracat hacmindeki hammadde dışı ihracat oranı 2025 yılına kadar iki misli, 2040 yılına kadar da üç misli artmak zorundadır.
Bunun için ne yapmalıyız?
           Kazakistan, 2050 yılına kadar, kendi üretim varlıklarını en yeni teknolojik standartlara uygun olarak bütünüyle yenilemelidir.
Yerli üreticiler için, rekabet gücü en yüksek olan sektörlerde yeni piyasa nişleri oluşturma stratejisini etkin olarak geliştirmeliyiz. Bu, özellikle Dünya Ticaret Örgütü’ne girme niyetini de göz önünde bulundurarak, sanayisizleşmenin potansiyel yıkıcı etkilerinden kaçınmamızı sağlayacaktır.
Yerli mallar rekabet gücüne sahip olmalıdır. 1 Ocak 2012 tarihinde, Kazakistan, Rusya ve Belarus’un katılımıyla Ortak Ekonomik Alan oluşturmanın fiili etabı başladı. Toplam GSYH’sı 2 trilyon dolar olan, 170 milyon tüketiciyi birleştiren bu devasa piyasa bizim iş âlemimize rekabet etmeyi öğretmelidir. Bu arada, bu ekonomik bütünleşme sürecinde Kazakistan siyasi egemenliğinden herhangi bir şey kaybetmeyecektir.
           Biz, ihracata yönelik hammadde dışı sektörün genişlemesine vurgu yapmak suretiyle yeni üretimleri geliştirmeliyiz.
           Biz, Hızlandırılmış Sanayi ve Yenilikçi Kalkınma Devlet Programı’nı sanayi kapasitelerinin ithalatına ve teknoloji mübadelesine odaklamalıyız. Bunun için, bize, ortak uluslar arası şirketlerin ve ülke için yararlı ortaklıkların kurulması ve geliştirilmesi konusunda bir alt program gerekmektedir.
           Kazakistan uzaycılık hizmetleri, 2030 yılına doğru, dünya piyasasında kendi nişini genişletmeli ve başlatılmış olan bir dizi projeyi mantıki sonuca ulaştırmalıdır. Bununla; Astana’daki Uzay Araçları Montaj ve Test Merkezi’ni, Uzaktan Sondalama Uzay Sistemi’ni, Uzay Gözlemleri Milli Sistemi’ni ve yer altyapısı ile çok hassas Uzay Seyrüsefer Sistemi’ni kastediyorum.
           İki önde gelen yenilikçi yerleşim merkezi olan Nazarbayev Üniversitesi ile Yenilikçi Teknolojiler Parkı’nın geliştirilmesine devam edilmelidir. Biz, süratli bir şekilde düşük hidrokarbonlu ekonomiye geçmeliyiz.
2013 yılında “Yeşil Köprü” Uluslararası Teşkilatı’nın kurulmasını ve aynı şekilde, Almatı çevresindeki dört uydu kent temelinde Green–4 Projesi’nin başlatılmasını öneriyorum.
Astana’da düzenlenecek olan önümüzdeki EXPO–2017, ülkenin “yeşil” kalkınma yoluna girmesi için güçlü bir itici güç olmalıdır. Başkentimizde bilim ve teknolojinin en başarılı örnekleri sergilenecektir. Birçok Kazakistanlı bizim erişmeye çalıştığımız “geleceğin enerjisini” kendi gözleriyle görecektir.
***
 
Ben şimdi, ülkemizin Üçüncü Sanayi Devrimi’ne hazırlanmasının bağlı olacağı ilke bazındaki en önemli sorunları gündeme getirdim.
 
Altıncı olarak, özellikle tarım ürünlerine yönelik küresel talebin arttığı bir ortamda tarım işletmeciliğinin kapsamlı bir şekilde modernizasyonu gerekmektedir.
Dünya gıda piyasasının lideri olmak ve tarım üretimini arttırmak için neler lazım?
 
           Tarım alanları arttırılmalıdır. Pek çok ülkenin böyle bir imkânının olmadığını belirtmeliyim.
           Özellikle yeni teknolojilerin kullanılması sayesinde verimde önemli bir artış sağlanmalıdır.
 
           Dünya çapında hayvancılık için yem üretimi altyapısı oluşturmaya yönelik büyük bir potansiyelimiz bulunmaktadır.
           Ekolojik olmaya vurgu yapmak suretiyle milli, rekabet gücü olan markalar yaratmalıyız. Netice itibarıyla, ben, tarım sanayi kuruluşlarımıza çevre yönünden temiz üretim konusunda küresel oyuncu olmaları görevi vermekteyim.
 
Tarımsal ürünlerin işlenmesinde ve ticaretinde çiftçiliğin ve KOBİ’lerin geliştirilmesi…
Bu kilit bir görevdir. Bu konuda neler gerekmektedir?
           Tarım kültürünün değiştirilmesi ve yeni bilimsel, teknolojik, idari buluşlar göz önünde bulundurulmak suretiyle hayvancılık geleneklerimizin yeniden canlandırılması.
           Büyük ihracat pazarlarına girebilmek için kitlesel üretimde hangi ürünlere ağırlık vermemiz gerektiğinin belirlenmesi.
Alınan tedbirler neticesinde, 2050 yılına doğru, ülkenin GSYH’sı içinde tarım ürünlerinin payı 5 misli artmalıdır.
2013 yılı için Hükümet’e verilen görevler:
 
           Ülke tarım sanayi kuruluşlarının geliştirilmesi için, 2020 yılına kadar uygulanmak üzere, yeni bir kalkınma programı kabul edilmelidir.
           2020 yılına doğru, tarıma olan devlet desteği 4,5 kat arttırılmalıdır.
 
           Yeni tarım teknolojileri kullanılmasına yönelik orta ve büyük ölçekli tarım ürünleri üretiminin yapılması konusunda mevzuat ve ekonomik teşvik sistemi hazırlanmalıdır.
           Tahsis edildikten sonra belirli bir süre içinde kullanılmaya başlanmayan araziler için arttırılmış vergi oranları uygulanmalıdır.
 
Yedinci olarak, ülkemizin su kaynaklarına ilişkin yeni bir politika hazırlanması gerekmektedir.
Tarım amaçlı olarak devasa miktarlarda suya ihtiyacımız bulunmaktadır. Bununla ilgili olarak yapmamız gerekenler:
           Diğer ülkelerdeki, örneğin Avustralya’daki su temini sorununun çözümünde kullanılan ileri tecrübenin özenli bir şekilde incelenmesi ve bizim koşullarımızda kullanılması.
           Önemli miktarlarda bulunan yeraltı suları kaynaklarımızın çıkarılmasında en ileri teknolojilerin uygulanması ve özenli bir şekilde kullanılması;
 
           Tarım sanayi sektöründe, topluca, rutubet koruyucu teknolojilere geçilmesi.
 
Bir bütün olarak toplumumuzun düşünüş şeklini değiştirmeliyiz. En değerli doğal kaynaklarımızdan biri olan suyu savurganca kullanmaktan vazgeçmeliyiz.
Kazakistan, 2050 yılına doğru, nihai olarak su temini sorununu çözümlemiş olmalıdır.
 
Hükümet’e su konusunda uzun vadeli devlet programı hazırlama görevi veriyorum. Bu programda; ilk etapta, 2020 yılına kadar halkın içme suyu temini sorununun halledilmesi ve ikinci etapta da, 2040 yılına kadar sulama suyu sorununun halledilmesi öngörülmelidir.
 
2. Girişimciliğin çok yönlü olarak desteklenmesi, milli ekonomimizin itici gücüdür.
 
Yerel girişimcilik yeni ekonomik rotanın itici gücüdür.
 
Ekonomide küçük ve orta ölçekli işletmelerin yüzdesi, 2030 yılına kadar, en az iki katı olmalıdır.
Birincisi bizler kişinin iş hayatında kendini deneyebilmesi, her sorunun çözümünü devletten beklemek yerine, ülkede gerçekleştirilen iktisadi dönüşümün eksiksiz bir parçası olması için gerekli koşulları sağlamalıyız,
Önemli olan, genel iş kültürü seviyesini anlamak ve girişimcilik inisiyatifini teşvik etmektir. Bunun için gerekli olanlar:
           Küçük ve orta ölçekli işletmelerin birlik ve dayanışmaya olan heveslerini teşvik etmek ve onların destekleneceği ve teşvik edileceği bir sistem yaratmak.
 
           İç pazarın yerel iş girişimlerini minimal ama katı düzenlemelerle geliştirmek;
 
           İş dünyasına suni engeller yaratan devlet memurları için, yeni ve daha katı bir sorumluluk sistemi getirilmesinin öngörülmesi.
           Yeni gerçeklikleri, Avrasya Ekonomik Topluluğu’na üyeliğimizi ve önümüzde bulunan Dünya Ticaret Örgütü’ne üyeliğimizi de hesaba katarak, yerel girişimcilerimizi destekleme mekanizması ve onların çıkarlarını gözetmek için gerekli olan bütün tedbirlerin geliştirilmesi.
Bugünün görevi; küçük ölçekli işletmelerin ve bireysel girişimcilerin orta ölçekli işletmeler kategorisine geçebilmeleri için gerekli şartların ve önkoşulların sağlanması.
Maalesef günümüzde küçük ve orta ölçekli işletmelerin vergilendirme sisteminde var olan çarpıklıklar, onların gelişimine ve büyümesine engel teşkil etmektedir. Bu sebeple Hükümet’in, 2013 yılı sonuna kadar, mevzuatta küçük, orta ve büyük ölçekli işletmelerin tanımlarını net bir şekilde birbirinden ayırmaya yönelik değişiklik yapılması şarttır.
Bunu yaparken de küçük ve orta ölçekli işletmelerin payına düşen yükü arttırmamalıyız.
 
Hükümet’e, 2013 yılının sonuna kadar, Kazakistan vatandaşlarının hayati güvenliklerini birebir etkilemeyen konulardaki, bütün izinlerin ve lisansların kaldırılmasını ve yerlerine ihbarname getirilmesi görevini veriyorum.
Yasal çerçevede, iş dünyasının, sağlanan malların kalitesini, işi ve hizmeti kendi kendine düzenleyebileceği koşulların sağlanması gerekmektedir. Mahkemelerde çok kademeli karar alma mekanizmasını kaldırarak, tüketici haklarını korumak için yeni bir sistem oluşturmalıyız İkinci olarak, devlet-özel sektör işbirliği prensiplerine dayanarak, güvenli bir diyalog inşa edilmesi için iş dünyasının bir araya getirilmesine devam etmeliyiz ki, bu da, bahsi geçen yeni stratejinin geniş kapsama yayılması ve bütün girişimcilerin ilgisinin çekilmesi sorununu
çözecektir.
 
Uluslar arası tecrübelere baktığımızda görüyoruz ki, girişimcilerin odalardaki konsolidasyonu güçlü bir ekonominin önemli faktörlerinden biridir, bunun uygulandığı yerlerde ‘güçlü bir iş dünyası – güçlü bir ekonomi’ prensibi yerleşmiştir.
Hükümet ve “Atameken Birliği” tarafından, girişimcilerin Milli Ekonomi Birliği’ne zorunlu üyelik modeli konsepti geliştirilmiştir.
 
Bu model; geniş yetkilere sahip girişimcilerin ve kamu kuruluşlarının işlevlerinin; mesleki eğitim, özellikle kırsal kesim ve kasabalardaki küçük ölçekli işletmelere kapsamlı hizmet desteği ve dış ekonomik faaliyetler alanlarında Milli Birlik bünyesinde temsil edilmelerini sağlayacaktır. Girişimcilerin “Milli Birliği” Hükümetin güvenilir ve yetki sahibi bir iş ortağı haline gelecektir.
Bu bağlamda, Hükümete gerekli yasa tasarısını hazırlama ve önümüzdeki senenin ilk çeyreğinde ise bu tasarıyı Parlamento’ya sunma görevini veriyorum.
 
Üçüncüsü, devlet kendi rolünü değiştirmelidir. Bizim ikinci bir geniş kapsamlı özelleştirme dalgasına ihtiyacımız vardır.
Bu kolay olmayan bir adım, çünkü piyasa ve devlet arasındaki sorumlulukların dağılımının yeniden belirlenmesi anlamına geliyor. Ancak, yüksek tempodaki büyüme hızının korunabilmesi için bu adımı atmamız şart.
Özel sektör her zaman ve her yerde devletten daha etkili olmuştur. Bu sebeple işletmelerin ve stratejik olmayan hizmetlerin özel sektöre teslim edilmesi gerekmektedir. Bu yerel girişimciliğin güçlenmesi için temel ve önemli bir adımdır.
Bu yolda atılan ilk başarılı adımımız “Ulusal IPO” (halka arz) programı oldu. Bu milli öncelikli olarak milli zenginliklerin halkın eline geçmesi anlamına geliyor. Anonim şirket olan “KazTransOil” firması tarafından 28 milyar Tenge elde edildiği bildirilmişti, şimdi ise talepler, teklifin iki katına çıkmış durumda.
 
3. Sosyal politikaların yeni prensipleri; sosyal güvence ve bireysel sorumluluk
 
Bizim asıl amacımız; vatandaşlarımızın sosyal güvenliği ve refahıdır. Bu toplumsal istikrarın en iyi garantisidir.
Toplumumuzda yenilenen ve daha etkili, günümüzün sıkıntıları ile başa çıkabilecek bir sosyal politika talebi artmaktadır.
Dünyadaki tecrübenin de gösterdiği gibi sosyal politikanın ideal ve evrensel bir modeli yoktur. Aynı şekilde, bütün vatandaşların mevcut sosyal sistemden memnun olduğu bir sosyal sistem olmadığı gibi!
 
Vatandaşların sosyal güvenlik ve refahı, her Kazakistanlıyı ilgilendiren çok zor ve ciddi bir sorundur. Bu yüzden burada çok dikkatli bir şekilde tartılmış yaklaşımlar olması gerekmektedir.
Ben, sosyal adalet ve sosyal güvence konularındaki yaklaşımlarımızı düzenlerken göz önünde bulundurmamız gereken ilkeler hakkında kendi görüşümü paylaşmak istiyorum.
 
Sosyal Politikaların Yeni İlkeleri
 
Birincisi, devlet, özellikle küresel kriz dönemlerinde, vatandaşlara minimum yaşam standartlarını garanti etmelidir. Temel görev, yoksulluğun artmasını engellemektir.
Yoksulluk, hiçbir Kazakistanlı için bir sosyal perspektif olmamalıdır.
 
Biz vatandaşlarımız için, doğrudan ekonominin ve bütçenin büyümesi ile doğru orantılı, asgari sosyal koşullar ve güvenceler sağlamalıyız.
Buraya dâhil edilmesi gerekenler:
 
           Öncelikle kişinin temel ihtiyaç listesi genişletilmeli ve bu listeye; eğitim, sağlık (işsizler ve çalışamayanlar da dâhil olmak üzere, sosyal imkânlardan daha fazla faydalanabilmeleri adına), sağlıklı beslenme ve sağlıklı yaşam şekli, entelektüel ve enformasyon taleplerinin karşılanması, vb.
           Kişinin ihtiyaçlarının gerçek fiyatlara göre hesaplanması (bu bağlamda, ülkede istatistiğin geliştirilmesi),
           Hayat şartları kalitesinin, ekonomik büyüme ile bağlantılı olarak adım adım yükselmesi. Bu standartlara uyulması, tüm sosyal güvenlik alanı bütçesinin finanse edilmesini belirlemelidir. Bu durum bütçelendirme sürecini şeffaflaştıracağı gibi, ayırdığımız kaynakların hedef adresini daha iyi belirleyecektir. Hükümet’i konu ile ilgili yasayı hazırlaması için görev-
lendiriyorum.
 
İkincisi, devlet sadece ihtiyacı olan gruplara sosyal alanda destek vermelidir. Bunun için ne yapılması gerekir?
           Devlet, hassas kesimlere (emekliler, engelliler, çalışamayacak durumda olanlar, hastalar çocuklar vb) verilecek desteğin yerine ulaşması ile ilgili sorumluluğu tamamen üstüne alır.
 
           Sosyal ve emeklilik güvencesi sistemlerinin sürekli geliştirilmesi, var gücümüzle anne ve çocukların korunması gerekmektedir.
           İş gücü piyasası ile bağlantılı olarak işsizlerin eğitimleri ve mesleki kurslarına dair net programlarımız olmalıdır. Devlet, işsiz kalan kişilere, sadece bu durumdaki kişi yeni bir meslek ediniyorsa ve eğitim sürecindeyse sosyal destek vermelidir.
           İşverenlerin halkın hassas kesimlerine etkin bir biçimde iş verip maaş bağlayabilecekleri koşulların sağlanması gerekmektedir. Öncelik ise engelli insanlara verilmelidir. Gelişmiş ülkelerde uygulama budur. Onların etkin bir şekilde iş güçlerini kullanabilmeleri için koşullar yaratılmalıdır.
 
Üçüncüsü, bölgelerin gelişimindeki sosyal dengesizlik sorununun çözümüne odaklanmalıyız.
Şu anda bazı bölgelerdeki yavaş ekonomik gelişme süreci beraberinde işsizlik getiriyor. Dolayısıyla gelir dağılımında kutuplaşma meydana geliyor.
(1) Öncelikle, kamu kuruluşlarının bölgesel gelişimle ilgili konulardaki çalışmalarının koordinasyonunun güçlendirilmesi gerekmektedir.
Amaç; bölgelerin gelişimindeki öncelikli sorunların çözülebilmesi için tüm kamu ve özel sektör programlarının eşzamanlı yerine getirilmesi. Hükümet tarafından 2013 yılının ilk yarısında, bölgelerdeki gerekli ve geleceğe yönelik projelerin belirlenmesi ve bütçelendirilmesi gerekmektedir.
 
(2)Geçtiğimiz yıl, kasabaların geliştirilmesi programını hayata geçirdik.
 
Yeni iş yerlerinin oluşturulması, halkın sosyal sıkıntılarının çözülmesi ve işletmelerin iş güçlerinin geliştirilmesine yönelik büyük kaynaklar yönlendirilmiştir. Yerel yönetimlerin kalitesini de arttıracağız. Bahsi geçen görev benim şahsi denetimim altındadır.
Bununla birlikte, bölgelerdeki sosyoekonomik koşulların düzeltilmesi için yeni ve etkili mekanizmalara ihtiyaç var.
Hükümet’e ve Bölge Valileri’ne 2013 yılında küçük şehirlerin geliştirilmesi programını uygulamaya koymaları görevini veriyorum. Bu program, temelinde bir dizi sanayi projesi barındırarak, uzun vadeli olmalıdır. Onların görevleri; bölgelerin özel sektör uzmanlaşma sistemlerine yardımcı olmak, sanayi üretimi sağlayan uydu-kentler haline gelmesini sağlamak ve son olarak da yerel halkın yaşam standartlarını yükseltmek ve kırsaldaki genç kesime iş imkânı sağlamaktır.
 
(3) Bizim, genel olarak, ülkenin ve bölgelerin iş gücü piyasasına etki eden, göç sorununun kapsamlı bir şekilde çözülmesi için önlemler almamız gerekiyor. Komşu ülkelerden göç akımlarının kontrolünü güçlendirmemiz gerekiyor.
Geleceğe yönelik olarak üstümüze düşen görevler ise, vasıflı yerel kadrolarımızın, gereğinden fazla olarak yurt dışındaki iş gücü piyasalarına akışını önlemek için, elverişli çalışma şartlarının oluşturulmasıdır.
Hükümet 2013 yılı içinde göç sorununu çözmeye yönelik kapsamlı bir plan hazırlamalı ve onaydan geçirmelidir.
 
(4)Sınır bölgelerine ayrıca ilgi göstermemiz gerekir. Bu bölgelerin potansiyelleri henüz yeteri kadar keşfedilmemiştir. Oralardaki hayatı daha cazip hale getirmek gerek. Hükümet’in, Valilerle beraber, 2013 yılında sınır bölgelerimizin geliştirilmesine yönelik ek önlemler alması gerekmektedir.
Dördüncü olarak, istihdam ve ücret politikalarını modernize etmeliyiz.
 
(1)Küresel istikrarsızlığın en önemli tehdidi işsizliktir. Reel anlamda istihdamı, kısmi olarak değil, hem kamu, hem özel sektör alanlarında, ülkede gerçekleştirilen bütün programlar sağlamalıdır. Bu sebeple hem Hükümete hem Valilere 2013 yılında aşağıdaki görevleri veriyorum:
           Daha önceki dönemde uygulanan girişimciliğin geliştirilmesi ve iş dünyasını desteklemeye yönelik bütün programların birleştirilmesi.
           Büyük işsizlik oranlarının ve az gelirli halkın gözlendiği bölgelere bütçe sağlanabilmesi için bir sistem geliştirmesi.
Bahsi geçen yenilenmiş programın yerine getirilmesi görevini ben, şahsen Başbakan’a ve Valilere veriyorum.
 
(2)         “Sosyal Modernizasyon: Yirmi Adımda Emek Toplumu” makalemin 6 ay önce yayımlanmasının ardından, sendikalarla ve iş gücünün düzenlenmesi ile ilgili yasanın hazırlanması başlamıştır. Hedefimiz; çalışanların haklarını da göz önünde bulundurarak işletmeye destek olacak prensipte yeni bir iş ilişkileri modeli oluşturmak.
Bu yasanın, tüm işçilerin haklarını koruması açısından kabul edilip, yürürlüğe girmesinin hızlandırılması gerekmektedir.
(3)    Hükümetin, ücretler ve iş gücünün ücretlendirilmesindeki mevcut orantısızlıkların giderilmesi konusunda, tamamen yeni yaklaşımların oluşturulması için önlemler alması gerekmektedir.
***
 
Yeni dönem sosyal politikaların en önemli bileşenini anne ve çocukların korunması olarak belirlemek istiyorum.
 
Anneliğin korunması. Kadınlara yaklaşım.
Devlet ve şahsen benim için de, annelik; ayrı bir özendir.
 
Saygıdeğer Kadınlarımız!
Sizler, bir ailenin dayanağısınız, bu demek oluyor ki sizler, devletin de dayanağısınız.
 
İlerde, ülkemizin nasıl bir yer olacağı, bugün çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimizle doğrudan alakalıdır.
Öncelikle, kız çocuklarımızın yetiştirilmesine büyük önem vermemiz gerek. Onlar, gelecekteki kadınlarımız, annelerimiz, evimizin koruyucuları olacaklardır.
Kazakistan, laik bir devlettir. Devlet, vatandaşlarımıza vicdan özgürlüğü sağlarken, halkımıza, adetlerimize ve yasalarımıza  ters düşen bir takım  sosyal kuralları dayatma girişimlerine de katı bir şekilde karşı gelecektir.
Biz, Kazakistan’ın genç kızlarının kaliteli bir eğitim alması, iyi bir iş bulması ve özgür olması için bütün koşulları sağlamalıyız.
 
Onlar da banka kartı kulanma şansına sahip olmalı, araba sürebilmeli, kariyer yapmalı, modern olmalı ve bize yabancı olan ve hiçbir zaman da giyilmemiş olan kıyafetlere bürünmemeli.  Halkımızın kendi kültürü, kendi adet ve görenekleri vardır.
Halk arasında özellikle belirtirler: “Kızın yolu naziktir.” Kız çocuğunun, genç kızın yolu naziktir, koparmak olmaz. Bir genç kız ve kadın, her zaman toplumumuzun eşit bir bireyi olmuştur, bir anne ise, en saygıdeğer görülenidir.
Bizler kadına, anneye, eşe, kız çocuğuna tartışmasız olarak saygı göstermeliyiz.
 
Annelerimizi korumalıyız. Beni kadınlarımıza ve çocuklarımıza uygulanan aile içi şiddetin artması durumu çok rahatsız ediyor. Kadına saygısız bir yaklaşım olamaz. Ve hemen belirtmek isterim ki şiddet kullanımının önü çok sert bir şekilde kesilmelidir.
Devlet, insanı isyan ettiren cinsel kölelik, kadına bir eşya gibi yaklaşılması konusunun özellikle çok sert bir şekilde önünü kesmelidir.
Ülkemizde eksik aile çok fazla var. Devlet, çocuklarını tek başlarına büyüten annelere yardımcı olmalıdır. Bayanlarımıza esnek istihdam yöntemleri, evden çalışma imkânları sunmalıyız. Yasa, devlet ve şahsen ben, kadınlarımızın yanında olacağız.
Bizler ülkemizde kadının rolünün artması için gereken koşulları sağlamaya devam edeceğiz. Modern Kazakistan kadını, kariyer yapmayı hedeflemelidir.
Kadınlarımızı, kamu ve Hükümet idarelerinin, özellikle de bölgelerdeki yerel yönetimlerin içine almalıyız. Bayanların iş sahibi olabilmeleri, iş yerleri açabilmeleri için elverişli koşulları sağlamalıyız.
 
Çocukların Koruması
Barış zamanlarında bile binlerce öksüz ve yetimimiz var; yetimhanelerimiz ağzına kadar dolu durumda. Bu, maalesef evrensel bir eğilim ve küreselleşmenin tehdidi! Ancak bizler bu eğilime karşı koymalıyız. Devletimiz, evlatlık edinmeyi ve aile tipi yetimhanelerin kurulmasını teşvik etmeli.
Erkeklerin, kadınlara ve çocuklara son derece özensiz yaklaştığı vakaların sayısı artmakta! Bu durum hiçbir şekilde bizim adetlerimizle ve kültürümüzle bağdaşmamaktadır.
 
Çocuklarımız, toplumumuzun en hassas ve en korunmasız kesimidir ve haklarından yoksun bırakılmamalıdır.
Halkın lideri olarak her çocuğun hakkının korunmasını talep ediyorum.
 
Toprağımızda doğan her çocuk Kazakistanlıdır. Ve devlet ona bakmakla yükümlüdür. Ben boşanmaya karşıyım. Gençliğin; “ailenin değerli, boşanmanın ise mahvedici olduğu”
fikriyle yetiştirilmesi gerekmektedir. Çünkü boşanmalardan en çok zarar gören çocuklardır. “Babası koyunun kıymetini bilmezse, oğlu kuzusunun kıymetini bilmez.” Çocukların yetiştirilmesi, her iki ebeveynin de sorumluluğudur, sadece annelerin değil.
Ancak böyle bir durum geliştiyse de, baba nafaka ödemekle zorunludur. Devlet yalnız anneleri desteklemeli ve nafakanın ödenmediği durumlarda cezayı arttırmalıdır.
Çocukların yetiştirilmesi, geleceğe yapılan büyük bir yatırımdır. Konuya bu şekilde yaklaşmalı ve çocuklarımıza daha iyi bir eğitim vermeyi hedeflemeliyiz.
Ben kendim yetişen neslimize en iyi eğitimi alabilmeleri için çok emek harcadım: “Balapan” Projesi sürdürülüyor, entelektüel okullar faaliyet içinde, Nazarbayev Üniversitesi, “Bolaşak” Programı…
Bildiğiniz üzere, oraya sadece hazırlıklı ya da yetenekli çocuklar girebiliyor. Bir çocuğu, bilgiye ve çalışmaya hazırlamak ailesinin görevidir.
“Her şeyin en iyisi çocuklar için!” sloganı tüm ebeveynler için ilke haline gelmelidir. Hükümete verilen görev:
           Anneliğin ve çocukların korunması ile aynı şekilde, aile ve evlilik alanındaki mevzuat kökten bir şekilde gözden geçirilmelidir.
           Anneliğe ve çocuklara karşı işlenen suçlara ve aynı şekilde, bu alanda mevzuatın en ufak bir şekilde ihlaline ilişkin cezalar arttırılmalıdır.
           Doğum ve çok çocukluluğun teşviki sisteminin reforma tabi tutulması, vergi kolaylıkları, tıbbi ve sosyal yardım, iş piyasalarında yeni avantajlar sağlanması vb. tedbirlerin alınmasını da kapsayacak şekilde tedbir paketi hazırlanmalıdır. Bununla birlikte kadınları barındırma yaklaşımlarından vazgeçerek aktif yaşam konumu bulunan kadınlara kendi güç ve imkânlarına inanmaları sağlanmalıdır.
 
           Ülkede cinsiyet ayırımcılığına mahal bırakılmamalı ve uygulamada, cinsiyet eşitliği ile kadınlara, erkeklerle aynı imkânlar sağlanmalıdır. Bu durumda ben, öncelikli olarak işverenlere sesleniyorum.
 
Sağlam nesiller, başarılı geleceğimizin temelidir!
 
Milli sağlık sistemimizin uzun vadeli olarak modernleştirilmesi çerçevesinde biz, bütün ülke düzeyinde ortak sağlık hizmetleri standardı tesis etmeliyiz ve aynı şekilde, sağlık kuruluşlarının maddi-teknik donanımını geliştirmeliyiz ve aynılaştırmalıyız.
Kilit öncelikler:
 
           Kaliteli ve erişilebilir sağlık hizmetlerinin sunulması sağlanmalıdır.
 
           Azami ölçüde geniş bir yelpazedeki hastalıkların teşhis ve tedavisi sağlanmalıdır.
 
           Hastalıkların önlenmesinde profilaksi tıbbı temel araç olmalıdır. Ülke nüfusunun bilgilendirilmesi ve bilinçlendirilmesi konusuna ağırlık verilmelidir.
           “Smart-tıp”, uzaktan profilaksi ve tedavi, “e-tıp” hizmetleri uygulamaya konulmalıdır. Bu türden yeni tıp hizmetleri bizim ülkemiz gibi arazisi büyük olan ülkelerde özellikle aranan hizmetlerdir.
           Çocuklarımızın sağlığını temin etme konusunda yeni yaklaşımlar hazırlanması üzerinde çalışılmalıdır. Bütün tıp hizmetleri yelpazesi bakımından 16 yaşına kadar olan bütün çocukların kapsanmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.
Bunu mevzuat yoluyla da asgari hayat standartlarına dâhil etmeliyiz. Bu adım ulusun sağılığını sağlama konusunda önemli bir katkı olacaktır.
           Tıp eğitimi sistemini köklü bir şekilde iyileştirmeliyiz. Tıp Fakülteleri sistemi, orta düzeyde branşlaşmış eğitim kurumları ağı vasıtasıyla desteklenmelidir. Gündelik pratik uygulama azami ölçüde eğitim sürecine entegre edilmelidir.
           Tıp fakültelerinin fiili bilimsel-araştırma unsuruna birinci derecede önem verilmelidir. Bu yüksek öğretim kurumları, insanlığın en yeni bilgilerini ve teknolojik buluşlarını bünyesinde toplamalıdır. Örnek olarak ABD’deki büyük ve çok etkin birer tıp merkezi olan üniversite hastanelerini gösterebiliriz. Bu istikamette de devlet-özel sektör işbirliğini geliştirmeliyiz.
 
           Özel tıbbın gelişmesi için koşullar yaratmalıyız. Bütün gelişmiş ülkelerde tıbbi hizmetlerin önemli bir bölümü özel sektör tarafından verilmektedir. Bizler süratle özel hastane ve polikliniklere geçiş için gerekli koşulları yaratmalıyız.
           Mevzuat düzeyinde tıp fakültelerinin ve kurumlarının uluslararası akreditasyonu öngörülmelidir.
Halen insanların köylerdeki sağlık hizmetlerinin kalitesi konusunda çok sayıda şikâyetleri bulunmaktadır. Bu arada nüfusumuzun sadece % 43’ü köylerde yaşamaktadır.
Beden eğitimi ve spor devletin özellikle özen gösterdiği bir alan olmalıdır. Özellikle sağlıklı yaşam tarzı halkımızın sağlığı konusunda anahtardır. Ancak, ülkemizde herkesin erişebileceği spor tesisleri, spor teçhizatları donanımları yeteri kadar bulunmamaktadır. Bu bağlamda, Hükümet ve yerel yönetimler beden eğitiminin, kitlesel sporun ve beden eğitimi-sağlık tesislerinin, tip projelerle, bu cümleden hareketle, avlularda da yapımı konusunda tedbir almalıdır. Bu çalışmayı da önümüzdeki yıl başlatmalıyız.
 
4. Bilgi ve profesyonel maharetler; çağdaş eğitim sisteminin, personel yetiştirmenin ve geliştirmenin anahtar kılavuzlarıdır
Gelişmiş ve rekabet gücü olan bir ülke olmak için, biz, yüksek eğitimli bir ulus olmalıyız.
 
Çağdaş dünyada sıradan okur-yazarlığın artık yeterli olmadığı ortadadır. Bizim vatandaşlarımız en modern donanımlarda ve en modern üretimlerde çalışabilmek için vasıflarını geliştirmeye hazır olmalıdır.
Çocuklarımızın ve bir bütün olarak yetişen kuşağın işlevsel okur-yazarlığına da büyük bir önem verilmelidir. Bu, bizim çocuklarımızın çağdaş hayata adapte olmaları için önemlidir.
 
Eğitim alanındaki çalışmalarımızın öncelikleri:
 
(1)   Bütün dünyada olduğu gibi Kazakistan’da da yeni okul öncesi eğitim yöntemlerine geçilmesi gerekmektedir.
Bildiğiniz gibi, ana hedefi çocuklarımızın başlangıç imkânlarının eşitlenmesi olan “Balapan” Programı’nı başlatmıştım.
 
Bu programın uygulamaya başlamasından bu yana 3.956 yeni kreş ve anaokulu faaliyete geçirildi.
Yüksek doğum oranını ve devam eden nüfus artışını göz önünde bulundurmak suretiyle, “Balapan” Programı’nın 2020 yılına kadar uzatılmasına karar verdim. Hükümet’e ve Valilere, çocukların, okul öncesi eğitim ve öğretimle % 100 oranında kapsanması görevini veriyorum.
 
(2) Yeni Kazakistan–2050 Rotası’nı göz önünde bulundurmak suretiyle, Hükümet’e 2013 yılından başlamak üzere uluslar arası sertifikalar verilecek şekilde mühendislik eğitimi ve çağdaş teknik branş eğitimleri sisteminin geliştirilmesi görevini tevdi ediyorum.
Profesyonel-teknik ve yüksek öğretim, öncelikli olarak, milli ekonominin uzman bakımından mevcut ve gelecekteki ihtiyaçlarını azami ölçüde karşılamaya yönelik olmalıdır. Bu da nüfusun istihdam sorununu önemli ölçüde halledecektir.
Yüksek öğretim kurumları sadece eğitim işleviyle sınırlı kalmamalıdır. Bunlar uygulamalı çalışmalarını ve bilimsel araştırma bölümlerini de geliştirmelidir.
Akademik özerklik güvencesi verdiğimiz yüksek öğretim kurumları, sadece kendi eğitim programlarını geliştirmekle kalmamalı, aktif bir şekilde kendi bilimsel-araştırma faaliyetlerini de geliştirmelidir.
 
(3)   Özel sektörün, STK’ların, hayır kuruluşlarının ve özel şahısların sosyal sorumluluğu, kendini özellikle eğitim alanında göstermelidir. İlk olarak, iyi bir eğitim alabilmek için kendi maddi imkânları bulunmayan genç insanlara yardımcı olunması gerekmektedir.
Bunun için:
 
           Yüksek ve orta öğretim sisteminin geliştirilmesi konusunda bir devlet–özel sektör ortaklığı ağı oluşturulmalıdır.
           Eğitim için çok kademeli burs sistemi hazırlanmalıdır.
 
           Bölgesel ihtisaslaşmayı  göz önünde  bulundurmak suretiyle,  bütün ülke  çapında ihtisaslaşmış bilimsel-araştırma ve uygulamalı eğitim kurumları sistemi kurulmalıdır.
           Üniversitelerde eğitimin ikinci yılından itibaren zorunlu staj uygulaması, mevzuatla getirilmelidir.
 
(4) Biz, eğitim yöntemlerinin modernizasyonunu sağlamalıyız ve bölgesel okul merkezleri oluşturmak suretiyle aktif bir şekilde on-line eğitim sistemini geliştirmeliyiz.
           Bütün isteyenlere erişilebilir olacak şekilde uzaktan eğitim ve on-line eğitim de dâhil olmak üzere milli eğitim sistemi içinde inovasyon yöntemlerini, çözüm ve araçlarını yoğun bir şekilde uygulamaya koymalıyız.
           Eskimiş, ya da talep görmeyen bilim ve eğitim branşlarından kurtulmalı ve aynı zamanda talep gören ve gelecek vaat eden istikametleri güçlendirmeliyiz.
           Orta ve yüksek öğretimdeki eğitim planlarının yönlerini ve vurgularını değiştirmek suretiyle, bunlara, pratik alışkanlıkların geliştirilmesi ve uygulamalı mesleklerin kazandırılması dâhil edilmelidir.
           Girişimciliğe yönelik olarak eğitim programları, eğitim kursları ve kurumları oluşturulmalıdır.
 
Yenilikçi araştırmaların geliştirilmesi konusunda yeni politika
 
Bütün dünya uygulamasının da gösterdiği üzere tek bir ülkede bütün yenilikçi üretim döngüsünü yeniden kurmaya kalkmak, bisikleti yeniden icat etmeye benzer. Bu çok pahalıya mal olan ve her zaman da sonuç doğurmayan ve verim sağlamayan bir meşgaledir.
Başarı için nesillerce süren bilim adamı tecrübesine, terabaytlarca özel bilgiye, tarihi olarak oturmuş okullara dayalı ayrı bir bilimsel taban gerekmektedir.
Teknolojik dalganın üstünde yer almak ve mutlak yenilikler yaratmak, her ülkenin harcı değildir. Bunu çok gerçekçi bir biçimde idrak etmeliyiz.
Bu nedenle, bizim çok gerçekçi, azami ölçüde pragmatik bir strateji kurmamız gerekmektedir. Fazla masraflı olmayan araştırma ve çalışmalara yoğunlaşmamız gerekmektedir.
Biz ülkemize gerekli teknolojilerin transferini sağlamalıyız ve bunları kullanmak için uzmanlarımızı yetiştirmeliyiz. EXPO–2017 bu sürece bir ivme kazandırmalı ve geleceğin enerjisini geliştirmek için yeni teknolojilerin seçiminde bize yardımcı olmalıdır.
Biz, genç bir ulusuz ve bu konularda başarılı oluyoruz.
 
Bunun dışında biz, büyük çaplı uluslar arası bilim-araştırma projelerine de katılabiliriz. Bu bize, bizim bilim adamlarımızın çabalarını, stratejik inovasyon çalışmalarında yabancı
 
bilim-araştırma camiasının çabalarıyla bütünleştirme konusunda imkân sağlayacaktır. Bizim amacımız, küresel teknolojik devrimin bir parçası olmaktır.
           Biz, artık 2013 yılında, bilim ve iş âleminin tam değerli işbirliği konusunda tedbirler almalıyız. Hükümet’e, teknoloji transferinin mümkün olduğu iş kolları arası sektörlerin ortaya çıkarılması ve bunlara da büyük yer altı kaynakları kullanıcıları ve milli şirketler tarafından talep oluşturulması konusunda görev veriyorum.
           Gelecek vaat eden milli grupların oluşturulması konusunda net yol haritalarının hazırlanması önem taşımaktadır.
           Aynı şekilde, devlet-özel sektör işbirliği için hukuki altyapı hazırlama çalışmalarını hızlandırmak gerekmektedir. Amaç, böyle bir işbirliği için en ileri araç ve mekanizmaları kullanmaktır.
           Fikri haklar ve patent konularını düzenleyen mevzuatta düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Hükümet, 2014 yılının sonuna kadar olası ticarileştirmeyle ilgili olarak bütün daha önceden verilen patent ve tescil edilmiş fikri hakları incelemelidir.
 
Saygıdeğer yurttaşlarım!
 
Ben özellikle gençlerimize seslenmek istiyorum.
 
Benim bugün ilan ettiğim, yeni siyasi ve ekonomik rota Sizlere daha iyi bir eğitim vermeye, dolayısıyla daha saygın bir hayat sağlamaya yöneliktir.
Ben Sizlere, yeni kuşak Kazakistanlılara çok güveniyorum. Sizler yeni rotanın lokomotifi olmalısınız.
Ben Devlet Başkanı olarak, her zaman Sizin eğitiminiz ve yükselmeniz için çaba harcadım. Dünya standardında üniversite, akıllı okullar kurdum, “Bolaşak” Programı’nı başlattım.
Şimdilerde yeni devlet gençlik politikası konsepti hazırlanıyor. Sizlere her türlü imkân sağlanacaktır.
Devlet Size yeni fırsatlar yaratmak için her şeyi yapmaktadır. Bu fırsatları, ebeveynlerinizin hayal etmesi bile mümkün değildi.
 
Lütfen aklınızdan çıkarmayın: Sizin şahsi başarınız demek; ebeveynlerinizin başarısı, akraba ve yakınlarınızın başarısı, ailenizin başarısı, bütün yurttaşlarınızın başarısı ve bütün Vatanın başarısı demektir.
 
5.   Devlet kuruculuğunun müteakip güçlenmesi ve Kazakistan demokrasisinin gelişmesi
Bizim amacımız, yeni tip devlet idaresi oluşturmaktır. Bu da topluma hizmette ve devlet yapısının güçlendirilmesinde yeni vazifelere uygun olmalıdır.
Birincisi. Devlet planlama ve tahminde bulunma sistemini, gelecekte daha da geliştirmeliyiz. Plan  ve  programların  hazırlanması  konusunda,  devlet  organlarının  sorumluluğunun arttırılmasını hedef olarak veriyorum. Bununla ilgili olarak Hükümet’e aşağıdaki görevleri
veriyorum:
 
           Kazakistan’ın 2050 yılına kadar kalkınma stratejisi konusundaki görüşlerimi göz önünde bulundurmak suretiyle, ülkemizin esas alarak çalışıp yaşadığı Stratejik dokümanlar yeni baştan düzenlenmelidir.
           Ülkede devlet denetimi uygulaması için konsept hazırlanmalı ve önümüzdeki yıl ilgili yasa tasarısı Parlamento’ya sınılmalıdır. Dünyadaki en ileri tecrübeye istinaden devlet denetimi konusunda bütüncül bir sistem kurmamız gerekmektedir.
           Bizim ekonomik stratejilerimizin hayata geçirilebilmesi için devlet etkin bir şekilde kriz durumlarını tahmin edip bildirmeli ve bunlarla mücadele etmelidir. Bu amaçla, krizle mücadele tepkisi verebilmek için, çok düzeyli bir sistem kurmalıyız.
Olası kriz durumları için standart eylem paketlerimiz bulunmalıdır. Bu özellikle bölgelerimiz için önemlidir. Bu sistemin hazırlanması sırasında da bahsettiğim bütün meydan okumalar göz önünde bulundurulmalıdır.
 
İkincisi. Biz, yönetimde yetkin bir şekilde adem-i merkeziyetçiliği sağlamalıyız.
 
Adem-i merkeziyetçilik fikrinin özü, merkez tarafından yerel yönetim birimlerine karar alma konusunda hak ve gerekli kaynakların verilmesidir.
 
Biz, 2013 yılında, merkez ve bölgeler arasındaki sorumluluk ve yetkilerin sınırlandırılması konusunda somut tedbirler almalıyız ve yerel yönetim organlarını güçlendirmeliyiz.
Yerinden yönetim organlarının yetkileri, maliye ve kadro kaynaklarıyla desteklenecektir.
Toplum ve vatandaşlar, devlet kararlarının alınması ve uygulanması sürecine doğrudan dâhil edilmelidir. Yerel yönetim organları vasıtasıyla halka yerel önemi haiz konuları kendi başına ve sorumluluk duyarak karara bağlama konusunda gerçek fırsatlar sağlanmalıdır.
Ben, Yerel Yönetimlerin Gelişim Konsepti’ni onayladım. Bu da köylerde, kırsal kesimde yönetim kalitesini arttıracak ve vatandaşların yerel önem taşıyan konulara katılımını arttıracaktır.
Biz, köy yöneticilerini ek yetkilerle donatıyoruz ve bunların köylerdeki duruma etkilerini arttırıyoruz.
Ancak bununla birlikte, toplum denetimini ve vatandaşların yerinde duruma etkilerini güçlendirmemiz gerekmektedir. Bu nedenle ben, köy yöneticilerinin, Köy Meclisi tarafından seçimle göreve getirilmesi konusunda karar aldım. Seçimleri yapmaya, 2013 yılında başlayacağız.
Toplam olarak 2.533 yönetici seçilecektir ve bu sayıya; köy ve kasaba yöneticileriyle, bölgesel önemi bulunan 50 kent valisi de dâhildir.
Bu da, bütün düzeylerdeki yönetici sayısının % 91,7’sini teşkil etmektedir!
 
Bu suretle, vatandaşlarla doğrudan çalışan ve görev yerindeki sorunları çözen bütün yöneticiler seçimle göreve gelmeye başlayacaktır.
Artık vatandaşların, yörelerindeki önemli sorunların çözümüne aktif olarak katılma ve yerel yönetim organlarının faaliyetini kontrol etme zamanı gelmiştir.
Hükümet’e, Devlet Başkanlığı Teşkilatı ile birlikte gerekli mevzuat değişikliklerinin hazırlanmasını hızlandırma görevini, Parlamento’ya da bunları öncelikli olarak kabul etmesi görevini veriyorum.
Bizler medeni yoldan ilerlemeliyiz ve bütün dünyayla birlikte, toplumun müteakip demokratikleşmesi için yola koyulmalıyız.
 
Parlamento’nun yetkilerinin arttırılması konusundaki politikamızı devam ettirmeliyiz.
 
Bununla birlikte adem-i merkeziyetçiliği; münhasıran yerel düzeyde bazı yetkileri devredebileceğimiz bazı yeni yönetim organları kurulması süreci olarak değerlendirmemek gerekmektedir.
Adem-i merkeziyetçilik, her şeyden önce, devlet yönetim sisteminin nitelik olarak değişmesidir ve yerel düzeyde sorunların çözüm sisteminin değişmesi demektir.
Aynı zamanda, adem-i merkeziyetçilik, erk hiyerarşisinin zayıflamasına, yürütme disiplininin ve düzeninin azalmasına yol açmamalıdır. Buna fırsat verilmemelidir. Yereldeki yöneticiler ve Hükümet bunu özel bir denetim altında bulundurmalıdır.
 
Üçüncüsü. Bugün ilan ettiğim ilkelere uygun olarak “halka ve devlete hizmetin her şeyin üstünde olduğu” anlayışının hâkim olduğu profesyonel bir devlet düzeni kurmamız gerekmektedir.
Geliştirilmiş seçim yöntemi ve mesleki hazırlık vasıtasıyla devlet hizmeti kadrolarını nitelik olarak iyileştirmek zorundayız.
Devlet düzeyinde yönetim kararları aşağıdaki koşullara uygun olmalıdır:
 
           Sadece kısa vadeli değil, uzun vadeli sonuçlar da göz önünde bulundurulmalıdır.
 
           Yönetim kararlarının çarpan etkisi göz önünde bulundurulmalıdır.
 
           Dürüst rekabet kuralları ve girişimcilik özgürlüğü sağlanmalıdır.
 
           Devlet görevlilerinin görev yükümlülüklerinin çifte yorumlanması bertaraf edilmelidir. Faaliyetleri, mevzuatta sarih bir şekilde düzenlenmelidir.
Yeni koşulları hesaba katmak suretiyle, artık idari reformların ikinci etabını başlattık.
 
Her şeyden önce devlet mekanizmasında reform yapılacaktır. Ben “Yeni Kamu Hizmeti Sistemi” Yasası’nı onayladım. Bu yasa, yolsuzlukla mücadele tedbirlerinin güçlendirilmesini, kamu görevlilerinin seçiminde şeffaflığın arttırılmasını, meritokrasi ilkesinin uygulanmasını, yani en iyi kadroların yükselmesini sağlıyor.
Biz, Kadro Politikası Milli Komisyonu kuracağız. Devlet politikasının somut istikametlerini gerçekleştirmekten sorumlu, ilkesel olarak yepyeni bir profesyonel idareci sınıfı, “A” Takımı oluşturulacaktır. Bu “A” Takımı’na; öncelikle Bölge Valilikleri’nin Sorumlu Sekreter ve Yöneticileri, Komite Başkanları, Bölge ve Kent Valileri dâhil olacaktır. Devlet Başkanlığı Teşkilatı’na, “A” takımına girmek isteyenler için, Vasıf Koşulları Kararnamesi Taslağı’nı hazırlama görevi veriyorum.
Bu günden itibaren, kamu görevlisi, kariyer basamaklarında kademeler halinde ilerlemeli, erk hiyerarşisinde bir basamaktan diğerine kendi görgüsünü ve mesleki seviyesini geliştirmek suretiyle geçmelidir. Bunun istisnası, sadece belirtilen koşulları fazlasıyla yerine getiren, etkinliğini gösteren ve büyük başarılar sağlayanlar olmalıdır.
Kamu Hizmeti Ajansı’na, devlet görevlilerinin ilkesel olarak yepyeni kariyer yapma mekanizmasının 2013 yılının sonuna kadar uygulanmasını sağlama görevi veriyorum.
Kamu hizmetlerinin kalitesinin arttırılmasına özel bir vurgu yapılmalıdır. Buradaki görev; devlet mekanizmasının halkla ilişkilerinde tek taraflı erk yaklaşımından, vatandaşlara etkin ve zamanında kamu hizmeti götürme anlayışına geçmektir.
Şu anda Parlamento’da “Kamu Hizmetleri” Yasa Tasarısı bulunmaktadır. Bunu, 2013 yılının ilk çeyreğinin sonuna kadar, kabul etmek gerekiyor.
Biz, devlet organlarını, kendilerine özgü olmayan işlevleri yerine getirmekten kurtarmalıyız. Nitelikli bir şekilde, kamu kurumlarının özerkliğini genişletmeliyiz. Hükümet bunun uygulamasını 2014 yılında yeni yerel bütçe oluşturma mekanizmasının uygulanmasıyla ilişkilendirmelidir.
 
Dördüncüsü. Devlet mekanizması iş camiasıyla yeni bir işbirliği sistemi kurmalıdır.
 
Biz iş âlemine karışmamalıyız ve “herkesi de elinden tutarak götürmemeliyiz”. Biz işadamlarına gelecek  konusunda güven vermeliyiz.  Girişimciler kendi güçlerini  hesaba katmalı ve devletin kendilerini aldatmayacağını ve koruyacağını bilmelidir. Onlardan sadece dürüstçe çalışmaları istenmektedir.
Bana göre, bunun için önce özel mülkiyetin fiili dokunulmazlığını garanti etmeliyiz. İkinci olarak da sözleşme yükümlülüklerinin korunmasını güvence altına almamız gerekmektedir.
Devletin yükümlülüğü, vatandaşlara kendi ticari faaliyetlerini gerçekleştirmek için azami ölçüde fırsatlar sağlamaktır. Bunun anlamı, yerli iş camiası için altyapı kurma konusunda özen göstermektir.
 
(1)   Bu amaçlarla daha 2013 yılında milli hukuk sistemi modernizasyonunun müteakip etabını başlatmak gerekmektedir.
Mevzuat sadece milli çıkarları korumakla kalmamalı, aynı zamanda dinamik bir şekilde gelişen uluslar arası hukuk ortamıyla senkronize olmalıdır. Gerek kamu hukuku, gerekse özel hukuk alanında bütün temel sektörlerde kendi hukuk sistemimizin rekabet gücünü arttırma konusunda sistematik tedbirler alması için Hükümet’e görev veriyorum.
(2) Hükümet’e, Devlet Başkanlığı Teşkilatı ile birlikte 2013 yılında aşağıdaki görevleri tevdi ediyorum:
           Ceza hukuku ve ceza muhakeme hukuku alanında reformun başlatılması. Burada ekonomik yasa ihlallerinin ilerideki insancıllaştırılması ve bu cümleden hareketle, suçtan arındırılmasına vurgu yapılması gerekmektedir;
           Dört yeni yasa tasarısı hazırlanarak Parlamento’ya sunulması: Ceza muhakeme, ceza, ceza-icra ve idari kabahatler kanunları. Bu kilit mevzuat akitlerinin kabul edilmesi, konsept olarak ceza yargılama sistemini modernleştirecek ve hukukumuzu çağdaş meydan okumalara gereği gibi tepki verebilecek seviyeye çıkaracaktır.
 
Beşincisi. Devlet karışıklıklara karşı sıfır tolerans ilkesini uygulamalıdır.
 
Gelişmiş toplum, her şeydeki disiplin ve düzenle; konforlu bina girişleri, düzenli avlu; temiz sokaklar ve güler yüzlü şahıslarla başlar.
Biz, hatta en ufak yasa ve kamu düzeni ihlallerine, kültürsüzlüğe boyun eğmemeliyiz. Çünkü bunlar, toplum huzurunu bozuyor ve yaşam kalitesini düşürüyor.
Düzensizlik ve sınırsız özgürlük daha ciddi yasa ihlallerine zemin hazırlıyor.
 
Ufak tefek yasa ihlallerine karşı hoşgörüsüzlük atmosferi, kamu güvenliğinin güçlendirilmesi ve suçlarla mücadelede önemli bir adımdır.
Biz, hukuki nihilizmi aşmalıyız ve toplumu, toplum düzenini koruma meselesine dâhil etmeliyiz.
Biz, yıkıcı sosyal davranışı, işe girme fırsatıyla ilişkilendirmeliyiz. Kamuya açık yerlerde holiganca davranış için ceza tedbirleri koymalıyız ve bunlar da mutlaka şahısların özel dosyalarında ve iyi hal belgelerinde yer almalı ve işe alımlarda ve kariyer yaparken göz önünde  bulundurulmalıdır.
Bütün bunlar toplum yaşamının kuralı haline gelmelidir.
 
Altıncısı. Devlet ve toplum yolsuzluğa karşı tek bir cephe olarak karşı koymalıdır.
 
Yolsuzluk sadece yasa ihlali değildir. Bu, devletin etkinliğine olan inancı dinamitlemekte ve milli güvenliğe doğrudan bir tehdit teşkil etmektedir.
Biz, yolsuzlukla mücadeleyi kesinlikle güçlendirmeliyiz. Bu cümleden hareketle, nihai amacımız olan yolsuzluğu bir olgu olarak kökten bir şekilde ortadan kaldırmak için yolsuzlukla mücadele mevzuatımızı da daha iyi hale getirmeliyiz.
 
Yedincisi. Yasa koruma organlarında ve istihbarat birimlerinde reforma devam etmeliyiz.
 
Bunu yapmaksızın kargaşalara karşı sıfır toleransın oluşturulması ve yolsuzluğun kökünün kazınması görevlerini yerine getiremeyiz.
(1) Son üç yıl zarfında yasa koruma organlarında ve istihbarat birimlerinde bir dizi önemli reform gerçekleştirilmiştir. Bu, devlet yapısını güçlendirmede önemli bir adımdır. Bunların çalışmalarının hukuki temeli iyileştirilmiştir. İşlevler net bir şekilde belirlenmiştir. Faaliyetin iki kere yapılması ortadan kaldırılmıştır. Ceza politikası daha insancıl hale getirilmiştir.
Bütün emniyet görevlilerinin tamamı sınavlardan geçirilmiştir. 100 bini aşkın görevliden
 
12.500 kişi sınavları verememiş ve görevden alınmıştır.
 
(2)Bu çalışmayı ileride de devam ettireceğiz.
 
Devlet Başkanlığı Teşkilatı’na, Güvenlik Konseyi ve Hükümet’le birlikte aşağıdaki görevleri tevdi ediyorum:
           Emniyet görevlilerinin maaşlarının ve emeklilik maaşlarının arttırılması konusunda eylem planı hazırlanması. 2013 yılından itibaren, özel unvanlar için yapılan ek ödemelerin, askeri unvanlara göre ödenen maaş seviyeleriyle aynı düzeye çıkarılması görevi veriyorum.
           Emniyet organları kadro politikası konseptinin hazırlanması;
           Yüksek Değerlendirme Komisyonu temelinde, emniyet organlarında kadro politikası konusunda daimi faaliyette bulunacak bir yapının kurulması;
           Emniyet ve özel organların yöneticileri konusunda Devlet Başkanı ihtiyatı oluşturulması.
 
(3) Devlet Başkanlığı Teşkilatı’na, Güvenlik Konseyi ve Hükümet’le birlikte, idareler arası bir çalışma grubu oluşturması ve 2013 yılı ikinci çeyreğinin sonuna kadar, Yasa Koruma/Emniyet Sisteminin Müteakip Modernleştirilmesi Programı Taslağı’nı hazırlamaları,
 
(4)Hukuk politikasının önemli konularından biri de, Anayasa tarafından güvence altına alınmış olan vatandaşların adli savunma hakkının gerçekleştirilmesidir.
Bunun için yargıya başvuru süreci basitleştirilmeli ve fuzuli bürokratik prosedürlerden arındırılmalıdır. Yeni bilişim teknolojilerinin aktif bir şekilde kullanıldığı bir ortamda bunu yapmak zor değildir.
Aynı zamanda mahkemelerin yükünü azaltmak amacıyla ihtilafların yargı dışı yollarla çözülmesi kurumunu geliştirmeye devam etmeliyiz. Önemsiz konularda ihtilafların yargı dışı usulle halledilebileceği bir mekanizma öngörülmelidir.
Yargı erkinin itibarı, yerine getirilmemiş mahkeme kararları yüzünden örselenmektedir. Bununla ilgili olarak, bu durumun kökten bir şekilde düzeltilmesi için tedbirler alınmalıdır.
 
(5) Sınır hizmetleri geniş kapsamlı bir reforma tabi tutulmalıdır. Hedef, bunların faaliyetinin etkinliğini köklü bir şekilde arttırmak ve maddi teknik altyapıyı modernize etmektir.
Bunun için Güvenlik Konseyi’ne, Devlet Başkanlığı Teşkilatı ve Hükümet’le birlikte orta vadede sınır idaresinin geliştirilmesi ve devlet sınırının teçhizi için özel bütüncül program hazırlanması görevi veriyorum.
 
6. Daimi ve tahmin edilebilir dış politika; milli çıkarların güçlendirilmesi ile bölgesel ve küresel güvenliğin güçlendirilmesi
Kazakistan, bağımsızlık yıllarında uluslararası süreçlerin eşit haklı katılımcısı oldu ve elverişli dış koşullar yaratmayı başardık.
 
Bizim önceliklerimiz sabittir ve komşularımız olan Rusya, Çin, Orta Asya ülkeleriyle ve aynı şekilde ABD, Avrupa Birliği ve Asya ülkeleriyle ortaklıklarımızı geliştirmekten ibarettir.
Biz Gümrük Birliği’ni ve Ortak Ekonomik Alanı güçlendireceğiz.
 
Bizim en yakın amacımız, Avrasya Ekonomik Birliği’ni kurmaktır. Bu arada konuların uzlaşma yöntemiyle halledileceğini net bir şekilde beyan ediyoruz. Siyasi egemenlik halel görmeyecektir.
Dış politikamızın dengeli olması; dünya işlerinde önemli rol oynayan ve Kazakistan için pratik menfaat teşkil eden bütün devletlerle, dostane ve tahmin edilebilir ilişkilerin geliştirilmesi demektir.
Ancak, uluslararası durum ve jeopolitik ortam dinamik bir şekilde değişmekte ve bu değişim her zaman iyi yönde olmamaktadır. Kuzey Afrika’dan ve Orta Doğu’dan Kuzey Doğu Asya’ya kadar devasa bir istikrarsızlık kuşağı uzanmıştır. Güç dengeleri gerek küresel düzeyde, gerekse dünyamızın ayrı bölgelerinde ciddi değişikliklere uğramaktadır. Buna uygun olarak da Birleşmiş Milletler, AGİT, NATO, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü, Şanghay İşbirliği Teşkilatı, Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı gibi bölgesel güvenlik mekanizmalarının rolü artmaktadır. Orta Asya’da milli güvenlik için yeni tehditler ortaya çıkmıştır.
Bu durumda, Kazakistan’ın iç politikasının olduğu gibi dış politikasının da modernize edilmesi gerekmektedir.
Dış politika modernizasyonunun öncelikleri:
 
           Bölgesel ve milli güvenliği olabildiğince güçlendirmek;
 
           İktisadi ve ticari diplomasiyi aktif bir şekilde geliştirmek;
 
           Kültürel-beşeri,bilim-eğitimvesairbitişikalanlardauluslararasıişbirliğiniyoğunlaştırmak;
 
           Vatandaşlarımızın yurt dışında hukuki korunmalarını güçlendirmek, şahsi, ailevi ve iş çıkarlarını korumaktır.
 
İlk olarak, özellikle pragmatik ilkelerle milli çıkarların dış siyaset yönünden geliştirilmesi.
 
Vazifelerimiz; milli ekonomik ve ticari çıkarların korunması ve geliştirilmesi için dış politikanın çeşitlendirilmesi ve iktisadi ve ticari diplomasinin geliştirilmesi.
 
İkinci olarak, biz, ileride de bölgesel güvenlik konusunda kendi sorumluluğumuzu idrak etmeliyiz ve Orta Asya’nın istikrarının sağlanmasına katkı sağlamalıyız.
Vazifelerimiz; bölgede ihtilaflı durumların ön koşullarının ortadan kaldırılmasına azami ölçüde yardımcı olmak.
           Orta Asya’yı istikrara kavuşturmanın en iyi yöntemi, bölge içi bütünleşmedir. Özellikle bu yolla bölgemizin ihtilaf doğuran potansiyelini azaltabiliriz, önemli sosyo-ekonomik sorunları çözebiliriz ve su-enerji ve sair ihtilafları çözümleyebiliriz.
           Sesimiz bütün dünyada duyulmalıdır. Bu nedenle Astana Ekonomik Forumu’nda GGlobal olarak adlandırdığımız yeni diyalog formatı tarafımdan önerildi.
Dünyadaki hiçbir ülke, tek başına, girmekte olan çağın meydan okumalarını aşamaz. Girişimimin özü ise adil ve güvenli bir dünya düzeni kurulması davasında çabaların birleştirilmesidir.
Üçüncü olarak, ülkemiz, ileride de, bütün ilerici uluslar arası girişimleri desteklemeli ve küresel güvenliğe kendi katkısını sağlamalıdır.
           Bütün ilgili muhataplarımız ve komşularımızla birlikte Kazakistan, Afganistan’da acil siyasi çözüm ve ülkenin yeniden canlandırılması için çaba harcayacaktır.
           Kazakistan’ın, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın muteber bir iştirakçisi olarak, Orta Doğu çözüm sürecinin barışçıl karakterinde samimi çıkarı bulunmaktadır. Arap-İslam âleminde halk kitlelerinin açığa çıkan enerjisinin yapıcı bir mecraya yöneltilmesi ve bölgenin sosyo-ekonomik sorunlarının çözümüne hizmet etmesi önemlidir.
           Biz, öncü tempolarla, Asya-Pasifik Bölgesi ülkeleriyle ekonomik olarak yakınlaşmalıyız. Bu bize sadece iktisadi kazanç sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda dış politikamızın dengesini de güçlendirecektir.
 
Dördüncü olarak, Kazakistan kendi savunma kapasitesini ve askeri doktrinini güçlendirmeli ve çeşitli savunma caydırıcılığı mekanizmalarına katılmalıdır.
 
           Milli savunma modelimizi hazırlamak suretiyle çeşitli ülke ve teşkilatlarla işbirliği yapmalıyız.
           Kazakistan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü müttefikleriyle birlikte sıkı bir şekilde çalışacak ve Kolektif Operasyon Tepki Güçleri’nin potansiyelini ve savaş gücünü güçlendirme konusunda katkı sağlayacaktır.
 
7. Yeni Kazakistan yurtseverliği; çok uluslu ve çok dinli toplumumuzun başarısının temelidir
Bu istikametteki amacımız basit ve anlaşılırdır: Toplumsal uyumu muhafaza etmeli ve güçlendirmeliyiz. Bu bizim devlet, toplum ve ulus olarak varlığımızın tartışmasız koşuludur.
Kazakistan yurtseverliğinin temeli, bütün vatandaşların hak eşitliği ve vatanın şerefi konusunda ortak sorumluluğudur.
Bu yıl Londra Olimpiyatları’nda bizim sporcularımız 205 milli takım arasında 12’nci sırada yer aldı.
Bizim takımımız, bütün çok uluslu Kazakistan’ın ortak bir ekibi ve çok sayıda etnisitenin güçlü ve kaynaşmış ailesi olarak hareket etti.
Olimpiyatlardaki parlak başarı, halkımızı daha çok kaynaştırdı ve yurtseverliğin yüce gücünü gösterdi. Kitle sporları ve yüksek spor başarıları bütüncül sistematik bir yaklaşım gerektirmektedir ve ancak sağlıklı bir ulus rekabet gücüne sahip olabilir.
İleri dünya tecrübesi göz önünde bulundurulmak suretiyle, Kitle Sporları ve Yüksek Spor Başarılarını Geliştirme Programı hazırlaması için, Hükümet’i görevlendiriyorum.
 
 Birincisi. Yeni Kazakistan yurtseverliği
 
Geleceğe güven olmaksızın, eksiksiz bir devlet kurmak mümkün değildir. Devletle vatandaşın hedeflerinin bütün temel konularda örtüşmesi hayati önem taşımaktadır. Bu da devletin temel görevidir.
Vatandaşlar, gelecek ümidi olduğunda, gelişme için, şahsi ve mesleki gelişme için imkan bulduğunda devlete güvenmektedir.
 
Devlet ve halk bunu idrak etmeli ve birlikte çalışmalıdır.
 
Kendimize ve çocuklarımıza yeni Kazakistan yurtseverliğini aşılamalıyız. Bu her şeyden önce, ülke ve başarıları için gurur duymaktır.
Ancak günümüzde, ayakları üzerine basan devletin yeni merhalesinde böyle bir anlayış artık yeterli değildir. Bu konuya faydacı olarak bakmalıyız.
Devletin her bir vatandaşına yaşam kalitesi, güvenlik, eşit fırsatlar ve gelecek temin etmesi durumunda, biz, ülkemizi seviyoruz ve onunla gurur duyuyoruz.
Ancak böylesi bir yaklaşım, bize, yurtseverlik ve eğitimi konusuna faydacı ve gerçekçi bir bakış sağlar.
2050 yılına kadar öyle bir siyasi sistem geliştirmeliyiz ki, her Kazakistan vatandaşı yarınından ve geleceğinden çok net bir şekilde emin olmalı.
Çocuklarımız ve torunlarımız da anavatanlarında yaşamayı tercih etmeli, burası onlar için gurbetten çok daha iyi. Ülkemizin her vatandaşı, ülke toprağında, kendisini sahibi gibi hissetmeli.
 
 Ikincisi. Bütün etnik gruplar için eşit vatandaşlık hakları.
 
Biz hepimiz aynı şartlara ve aynı fırsatlara sahip Kazakistanlılarız.
 
Yeni Kazakistan vatanseverliği etnik ayrılıklara bakmaksızın bütün toplumu birleştirmelidir. Biz çok uluslu bir toplumuz. Ve milletlerarası ilişkiler konusunda hiçbir şekilde ikili stand-
artlar olmamalıdır.
 
Devlette herkes eşit olmalıdır. Etnik ya da diğer kavramlara göre iyiler ve kötüler ayrımı olmamalıdır.
Benim için bu mesele, bildiri mahiyetinde değildir. Eğer birisi etnik özelliklerine göre rahatsız edilmiş ise, bütün Kazakistanlılar rahatsız edilmiş sayılmalıdır.
Hiçbir etnik grup tercih sebebi olamaz, herkesin hakları ve sorumlulukları aynıdır. Biz, hukukun önünde herkesin eşit olduğu,  eşit fırsatlar toplumu inşa ediyoruz.
Biz, eğitim başvuruları, işe girişler ya da iş yerindeki yükselmelerle ilgili konuların etnik özelliklere göre halledilebilmesi fikrine bile müsaade etmemeliyiz.
 
Ben, Hükümet’in ve Valilerin çalışma politikalarını düzene sokmalarını talep ediyorum. İş yerlerine, özellikle yerel yönetim kadrolarına, etnik aidiyetler göz önünde bulundurulmaksızın, en iyilerin alınması gerekmektedir. Tek bir kriter göz önünde bulundurulmalıdır; profesyonellik ve yüksek iş ahlakı. Bakanlık ve bütün yönetim düzeylerinde, işe alımlarda gözlenen tek taraflılığın düzeltilmesi gerekmektedir.
Toplumumuzda; “fazlalıklar”, “başkalar”, “bizden olanlar” ve “bizden olmayanlar” gibi kavramlar olmamalıdır. Ülkemizin hiçbir vatandaşını “dışarıda” bırakamayız. Her Kazakistanlı iktidarın yardımını ve desteğini hissetmelidir.
Ve her kim milletlerarası uyuma taş koyacak olursa, haklarında dava açılmalıdır. Ve burada, biz Kazaklara daha fazla sorumluluk düşüyor.
Şunu anlamalıyız ki, artık tek uluslu devletlerin dönemi yok oldu, bitti.
 
Kazakistan, bizim toprağımız. Bu toprak ezelden beri bizim atalarımıza aitti.
 
Bu toprak gelecek kuşaklarımıza ait olacaktır. Ve bizler toprağımızda barışın ve huzurun hüküm sürmesinden sorumluyuz.
Bizler toprağımızın gerçek sahipleri olmalıyız; misafirperver, güler yüzlü, cömert ve sabırlı. Eğer devletimizin güçlü ve kuvvetli olmasını istiyorsak, ilk önce biz kendimiz, dengeleri bozmadan, hassas olan barışı ve düzeni korumalıyız. Kimsenin kutsal topraklarımıza ayrımcılık ve korku tohumları ekmesine izin vermemeliyiz.
 
Sizler, benim ve dönemin taleplerini aklınızda tutmalısınız; barış ve anlaşma içinde yaşamak. Hem ülke içinde, hem ülke dışında, “etnik ayrımcılık” kozunu kullanarak, devletimizin güçlenmesini engellemek amacıyla huzurumuzu içerden bozmak isteyen farklı güçler var.
Onlara uymayın!
 
Bizler daha iyi olmalıyız, bizler hakkaniyetli insanlar olmalıyız, işte o zaman bize saygı duyacaklar; tarihimize, kültürümüze, geleneklerimize ve dilimize saygı duyacaklar.
 
 üçüncüsü. Kazakça ve üç dilin birliği.
 
Sorumluluk sahibi bir dil politikası, Kazak milletini birleştiren en önemli faktörlerden biridir.
 
(1) Kazakça, bizim manevi temelimizdir.
 
Bizim görevimiz, her alanda etkili bir şekilde onu kullanarak geliştirmektir. Biz, gelecek kuşaklara, önceki nesillerimizin tecrübelerine ek olarak, bizim de gözle görülür izlerimizi taşıyan modern bir dil bırakmalıyız. Bu, kendine saygısı olan her insanın kendi kendine üstlenmesi gereken bir vazifedir.
Devlet ise, Kazakçanın resmi dil olarak konumunun sağlamlaşması için kendi açısından çok şey yapıyor. Kazakçanın yaygınlaştırılması için alınan tedbirlerin uygulanmasına devam edilmesi gerek.
2025 yılından başlayarak, alfabemizin Latinceye, Latin alfabesine çevrilmesi çalışmalarına başlamalıyız. Bu, ulusun çözmesi gereken bir prensip meselesidir. Tarihimizde bir dönem böyle bir adım atılmıştı.
Çocuklarımızın geleceği için, böyle bir kararı almak zorundayız. Bu karar dünyayla entegrasyonumuzu, çocuklarımızın İngilizceyi ve bilgisayar dilini daha iyi öğrenmelerini sağlayacak ve en önemlisi de Kazakçanın modernizasyonu için itici güç olacaktır.
Kazakçayı çağdaşlaştırmak zorundayız. Dili modernize etmeliyiz, terminoloji meselesinde fikir birliğine varmalı, yerleşik uluslar arası ve yabancı kelimelerin Kazakçaya çevirisi konusunu ise tek seferde ve ebediyen karara bağlamalıyız. Bu meseleyi münferit bir kesimin temsilcileri çözmemelidir. Hükümetin bu konuyu kavraması gerekmektedir.
Tüm dünyada aynı şekilde kabul gören terimler vardır ve bunlar her dili zenginleştiren öğelerdir. Biz ise kendi kendimize hayatı zorlaştırıyoruz, akıllara kargaşa ve karışıklık sokuyoruz, tarihin derinliklerine iniyoruz. Ve benzer örnekler de az değil.
Ben, en az yüzlerce çağdaş dilde yazılmış, modern kitaplardan oluşan bir liste oluşturulmasını ve bu kitapların modern Kazakçaya çevrilmesini öneriyorum. Belki de, gençler arasında bir yarışma başlatılabilir: Bırakalım onlar, bize ilgilerini çeken ve faydalı buldukları kitapları önersin.
 
***
 
Kazakçanın geliştirilmesi politikasının, dilin, Kazaklar tarafından bile dışlanmasına sebebiyet vermemesi gerekmektedir. Tam tersine, dil Kazak halkının birleştirici unsuru olmalıdır.
 
Bu sebeple, dil politikasını düzgün bir şekilde, Kazakistanlıların konuştuğu hiçbir dili rencide etmeden uygulamak gerekmektedir.
Sizler, bizim politikamızı biliyorsunuz; 2025 yılında Kazakistanlıların % 95’inin Kazakçaya hâkim olması gerekiyor.
Bu hedef için, günümüzde bütün koşullar yerine getiriliyor.
 
Artık bugün, ülkemizdeki okulların % 60’ında resmi dilde eğitim veriliyor, bütün okullarda ise dil eğitimi müfredata girdi. Bu, şu anlama geliyor; bu sene okula başlayan öğrencilerden her biri Kazakça öğrenecek, on-on iki sene sonra, Kazakçaya vakıf yeni bir nesil oluşacak.
Böylece, 2025 yılında Kazakça, hayatın tüm alanlarında egemen olacaktır ve günlük konuşma dili haline gelecektir. Ve bu, Hükümet’imizin en önemli başarısı olacaktır. Egemenliğimiz ve bağımsızlığımız, sonunda ulusumuzu kenetleyecek ve çimentosu olacak bir ana dile kavuşacak. Bu, devletimizin egemenlik tacındaki en önemli pırlantadır.
(2)   Günümüzde, çocuklarımızın Kazakça yanı sıra Rusça ve İngilizce öğrenebilmeleri için de etkili önlemler alıyoruz.
Üç dillilik devlet düzeyinde teşvik edilmelidir.
 
Rusçaya ve Kiril alfabesine, aynı Kazakçaya yaklaştığımız özenle yaklaşmalıyız. Herkes tarafından açıkça görülmektedir ki, Rusçaya vakıf olmak, ulusumuzun tarihi bir avantajıdır.
Göz ardı etmememiz gereken bir olgu da, şüphesiz, tam da Rusça sayesinde Kazakistanlılar yüzyıllardır ek bilgilere erişebiliyor, dünya görüşlerini genişletiyor, ülke içinde olduğu gibi ülke dışındaki çevrelerini de geliştiriyorlar.
Biz, İngilizce öğrenimi konusunda atağa geçmeliyiz. Çağdaş dünyanın bu ortak diline hâkim olmak, ülkemizin her vatandaşına hayatta sınırsız fırsatlar sunacaktır.
 
Dördüncüsü. Kültür, gelenekler ve özgünlük. Gelenekler ve kültür, bir ulusun genetik şifresidir.
Ülkemizde yaşayan Kazaklar ve diğer halkların temsilcileri, çarlık rejiminin bütün zorluklarına, sıkıntılarına, devrim sarsıntılarına ve totalitarizme rağmen, kültürlerini ve özgünlüklerini korumayı başarmışlardır.
 
Dahası, bağımsızlık yıllarında, küreselleşmeye ve batılılaşmaya rağmen, bizim kültür temelimiz gözle görülür biçimde sağlamlaşmıştır.
Kazakistan, eşsiz bir ülkedir. Toplumuzda birbirinden farklı kültür birimleri birleşerek, birbirlerini mucizevî bir şekilde tamamlıyor ve besliyorlar.
Biz, milli kültürümüzü, bütün çeşitliliğiyle ve yüceliğiyle korumalı, kültürel mirasımızı parça parça toparlamalıyız.
Tarihimiz bize şunu öğretiyor; bir ülke ancak halkı birlik içindeyse güçlüdür. Bu sebeple, Kazakların birliği bizim asıl meselemizdir.
Güçlü bir Kazakistan inşasıyla, bizim dışımızda kim ilgilenir? Cevap ortada. Önümüzdeki sorunlar, tarihin farklı dönemlerinde, bütün halkların karşısına çıkan sorunlarla aynıdır. Bu sorunları aşanlar, bugün güçlü birer millet ve devlet olmuşlardır.
Halkın Lideri olarak, içerideki Kazak birliğini yıkmak isteyen güçlerin ortaya çıkması, beni rahatsız etmektedir.
Bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu yolda ilerleyen, farklı belirtilere göre, en başta da “Şecere”ye göre bölünme başlamıştır.
Sadece bir kuşakla, kabileyle bitmeyen Şecere geleneğinin derin anlamını unutmamak lazım. Şecere; tek bir kökte toplanan kuşaklar ağacıdır. Şecere, köklerimizin tek olduğunun, biz tüm Kazakların birlik olduğunun, hem göstergesi, hem kanıtıdır. Şecere bizi bölmez, tam tersine birleştirir.
Beni, ulusumuzun suni bir şekilde, “Asıl Kazaklar” ve “Yetersiz Kazaklar” olarak bölünmesi rahatsız ediyor. Bunu yapanlar adına, toplumu bu şekilde bölenler adına utanıyorum. Ve bunların, vatan sevgisi gibi kutsal inançlar arkasına saklanılarak yapılması, tehlike arz etmektedir.
Genç nesil, nerede olursa olsun, birbirlerini, aynı anne-babanın çocuklarıymış gibi sevmeyi ve değer vermeyi öğrenmeli.
 
 Beşincisi. Milli aydınların rolü.
 
Devlet yapısının oluşmasında öyle bir döneme giriyoruz ki, manevi meseleler, iktisadi ve maddi meselelerden daha az önemli olmayacaktır.
 
Maneviyatın gelişiminde esas görev her zaman aydın kesime düşer. Kazakistan 2050 yılında, ilerici düşünceler toplumu olmak zorundadır.
Toplumumuzun çağdaş görüşlerinin temelini, aydınlarımız belirlemelidir.
 
(1) Aydın kesim, devletin yapılanma evresinde, ortak milli değerlerin sağlamlaştırılmasında itici güç olmalıdır.
Biz, zamanımızın yeni kahramanlarını göstermeliyiz ve yaratmalıyız ki gençlerimiz bunlara yönelsin.
(2) Aydınlar, benim, Kazakistan-2050 Yeni Siyasi Rota vizyonum temelinde, ülke geleceğinin mantalite ve dünya görüşü modellerinin tasarlanmasında anahtar rol oynayabilir ve oynamalıdır.
(3)Bizler ulusun tarihi şuurunu oluşturma konusunda çalışmalara devam etmeliyiz. Genel Kazakistan kimliği halkımızın tarihi idrakinin omurgasını oluşturmalıdır.
Günümüzde herhangi bir etnik veya dini aidiyeti olan Kazakistanlı, ülkesinin eşit haklı vatandaşıdır.
Kazak halkı ve devlet dili, gelişmekte olan Kazakistan sivil toplumunun birleştirici çekirdeği olarak ortaya çıkmaktadır.
Bizler öyle adil bir toplum kuruyoruz ki, bu toplumda herkes çıkıp; “Ben Kazakistanlıyım ve kendi ülkemde, benim için bütün kapılar açıktır!” diyebilir.
Günümüzde vatandaşlarımız için bütün kapılar, bütün fırsatlar ve bütün yollar açıktır. Biz çoğuz ve hepimiz tek ülke, tek halkız.
Kendi ülkesine faydalı olmak, kendi vatanının mukadderatından sorumlu olmak, her bir sorumlu politikacı ve her bir Kazakistanlı için bir görev ve şereftir.
Bizler barış ve anlaşma değerlerini toplumumuzun temeli ve özel Kazakistan hoşgörümüzün kaidesi yaptık.
Bizler bu değerleri, özenli bir şekilde, her bir Kazakistanlının gelecek nesillerine aktarmalıyız.
 
 Altıncısı. 21’inci asrın Kazakistan’ında din.
 
Günümüzde, halkımız için, geleneksel olmayan dini ve sözde dini akımlar konusu, akut bir sorun halinde durmaktadır.
 
Genç insanlarımızın bir kısmı, körü körüne, yaşama yabancı bu bakışı kabul etmektedir. Çünkü toplumumuzun bir kısmında yabancı sözde dini etkiye karşı bağışıklık düşük seviyededir.
Anayasamız inanç özgürlüğünü güvence altına almaktadır ve bu bir vakıadır. Ancak, bilindiği üzere, sınırsız özgürlük olmaz, bu kaostur. Her şey Anayasa ve yasalar çerçevesinde olmalıdır.
Herkesin seçme hakkı bulunmaktadır. Dini tercihlerin seçimi konusuna çok sorumlu bir şekilde yaklaşmak gerekir. Çünkü insanın yaşam tarzı, gündelik hayatı ve sıklıkla da bütün hayatı ona bağlıdır.
Günümüzde Internet ve yüksek teknolojiler çağında bilgi akışının devasa boyutlarda olduğu bir ortamda “filtre” insanın içinde yer almalıdır.
İçimizdeki “filtre” sorular sormalıdır: Annelerimizin, kız kardeşlerimizin, kızlarımızın başka halkların elbiselerini giymeleri, çarşaflara sarınmaları bizim için gerekli mi? Aynı sofraya oturmamaları, araba sürmemeleri mi lazım? Bütün bunlar başka halkların yerleşik gelenekleridir. Bu türden töreler bizim bozkırımızda hiçbir zaman bulunmadı. Klasik eserleri okuyun, filmlere bakın.
Bizim kadınlarımızın milli gururu, kendi geleneksel kıyafet stili bulunmakta, ancak o, biz erkeklerin pek sık olarak suiistimal ettiği tevazuuyla örtülüdür.
Bizler Müslüman ümmetinin bir parçası olmakla gurur duyuyoruz. Bu bizim geleneğimizdir. Ancak unutmamalıyız ki bizler dünyevi toplum geleneklerine de sahibiz ve Kazakistan laik bir devlettir.
Biz, ülkenin geleneklerine ve kültür normlarına uygun dini şuuru oluşturmalıyız. Biz, en iyi davranış modellerini almalıyız. Benim ilan ettiğim bu strateji halkımızı orta asırda değil 21’inci yüzyılda yaşamaya hazırlamaktadır.
***
 
Devlet ve vatandaşlar her türden radikalizm, aşırılıkçılık ve terörizm şekil ve zuhurlarına karşı müşterek bir cephe halinde olmalıdır.
Sözde dini aşırılıkçılık tehdidi özel bir kaygı yaratmaktadır. Ortak kaygıyı din adamları da paylaşmaktadır.
 
Tanrıya olan samimi inancımızın, hissettirmeden, agresif ve yıkıcı fanatizmle yer değiştirmesine izin vermemeliyiz.
Körü körüne fanatizm, bizim barışsever halkımızın psikolojisi ve anlayışına tamamen yabancıdır. Bu, Kazakistan Müslümanlarının tabi olduğu Hanefi mezhebine de ters düşmektedir.
Kazakistan’da aşırılıkçılık ve terörizm ideolojik değil kriminal temele sahiptir. Sözde dini söylemin arkasında toplumun temellerini dinamitleyen suç faaliyeti bulunmaktadır.
Bu, ülkemizdeki barış ve istikrara bir saldırıdır. Bu, devlet yapımızın ve sivil olgunluğumuzun dayanıklılık sınavıdır.
         Biz, dini radikalizmi ve aşırılıkçılık tezahürlerini etkisizleştirebilmek amacıyla mevzuatımızı geliştirmeliyiz. Biz, aynı şekilde, terörle mücadele mevzuatını da geliştirmeliyiz. Devlet nereden kaynaklandığına bakmaksızın aşırılıkçılık ve radikalizmi engellemelidir.
           Biz; sosyal, etnik ve dini gerginlikler ile ihtilafları aşabilmek için yeni, güvenilir mekanizmalar oluşturmalıyız. Geleneksel olmayan tarikatların ve şüpheli sözde dini akımların önünü tavizsizce kesmeliyiz.
           Toplumda ve özellikle gençlik ortamında dini aşırılıkçılığı önleme çalışmalarını güçlendirmeliyiz.
           Semavi ve Geleneksel Dinler Liderleri Kongresi’nin sağladığı avantajı da kullanmalıyız. Bu diyalog platformu temelinde, dini kaynaklı ihtilafların halli için yeni bir platform  oluşturmalıyız.
           Biz, bölgedeki sıcak noktalarda, Büyük Orta Doğu çerçevesinde ve hatta daha küresel düzeyde dini ve etnik ihtilafları halletmek için aracılık yapmaya hazır olmalıyız.
Devletimizin dünyevi vasfı Kazakistan’ın başarıyla kalkınmasında önemli bir koşuldur.
 
Bugünkü ve yarınki Kazakistan politikacıları ve bütün Kazakistanlılar bunu net bir şekilde anlamalıdır.
Hükümet’e, Devlet Başkanlığı Teşkilatı ile birlikte, Dini Aşırılıkçılık ve Terörizmle Mücadele Devlet Programı hazırlama görevi veriyorum.
 
Aynı zamanda, ulusu da uyarmak istiyorum. Aşırılıkçılıkla mücadele cadı avına dönmemeli ve dinle mücadeleye dönüşmemelidir.
Dini konularda etraflıca düşünülmüş bir yaklaşım ve büyük bir dikkat gerekiyor. Devlet, dini cemaatlerin iç işlerine karışmamalıdır. Biz; vicdan hürriyeti, hoşgörü geleneği ve dini hoşgörü ilkelerine kusursuz bir şekilde bağlı kalmalıyız.
 
 Saygıdeğer  Kazakistanlılar! Yurttaşlarım!
Ben, bugün, mesajımla hepinize hitap ediyorum.
 
Ülkemizin önümüzde çok büyük vazifeler bulunmaktadır. Ve ben de başarılı olacağımızdan eminim.
Geleceğin Kazakistan’ını nasıl görüyorum?
 
Ben son derece eminim ki, 2050 yılının Kazakistanlıları; eğitimli, üç dilde konuşan, özgür insanlardan oluşan bir toplum olacaktır.
Onlar dünya vatandaşıdır. Seyahat ederler. Onlar yeni bilgilere açıktır. Onlar çalışkandır. Onlar ülkelerinin vatanseveridir.
Ben eminim ki, 2050 yılının Kazakistan’ı ortak emeğin toplumu olacaktır. Bu, her şeyin insan için yapıldığı güçlü ekonomisi olan bir devlettir. Orada en iyi eğitim, en iyi sağlık hizmeti bulunmaktadır. Orada barış ve huzur hâkimdir. Orada vatandaşlar özgür ve eşit, iktidar ise adildir. Orada yasaların üstünlüğü vardır.
Ben doğru rotada ilerlediğimize inanıyorum ve hiçbir şey bizi doğru yoldan ayıramaz. Eğer güçlü olursak bize saygı gösterirler.
Biz mucize bekler veya başkalarına güvenirsek elimizdekileri de kaybederiz. Ve bugün biz, sadece doğru seçim yapmalıyız.
 
***
 Yeni Kazakistan–2050 Stratejik Rotası’nın gerçekleştirilmesinde Kazaklara özel bir sorumluluk düşmektedir.
 
Unutmamalıyız ki zamanın meydan okumalarına karşı uygun cevabı, ancak kendi kültür kodumuz olan dilimizi, maneviyatımızı, geleneklerimizi ve değerlerimizi muhafaza etmemiz koşuluyla verebiliriz.
Bunu özellikle gençlerin anlayacağı dilden söyleyeceğim. Bilgisayar programı ne zaman hata verir?
Program kodu bozulduğunda! Hayatta da böyledir. Eğer ulus kendi kültür kodunu kaybederse, ulusun kendisi de bozulmaktadır. Buna müsaade edilmemelidir!
Ben inanıyorum ki, bizim şerefli tarihimiz, şanlı atalarımızın hatırası, bize gelecek zamanın zorluklarını aşmada yardımcı olacaktır. Tarih şahittir; zor zamanlarda halkımız her defasında kenetlenmiş ve zorlukları kendi zaferlerine dönüştürmüştür.
 
“Altısı kavgalı olsa, ağzındaki gider. Dördü birlik olsa, tepedeki gelir.”
 
Neredeyse 300 yıl önce Kazakların birleştiği Anrakay’da aynı şey oldu. O anda topraklarına bağlılık ve aklıselim galebe çaldı. O kahramanlığı her birimizin atası yaptı.
Gelecekteki zorlukları nasıl aşacağımız bize, bizim birliğimize bağlı. Atalarımız boşuna dememiş; “Vatan, oddan da sıcak.”
Ben yaşlı kuşağımıza sesleniyorum! Sizin bilgeliğiniz, yeni nesillere, doğru yoldan yürümeleri ve vatanı sevmeleri konusunda yardımcı olmalıdır.
Ben orta kuşağa sesleniyorum! Sizin kısmetinizde, bir ülkenin çöküşü ve bağımsız devletin yeniden dirilişi varmış. Bu karmaşık ve zor kararların dönemiydi. Sizin edindiğiniz tecrübe, zorlukları aşmada yardımcı olacak paha biçilmez bir sermayedir.
Ve en nihayet ben gençlere sesleniyorum! Sizler, bizim yarına ilişkin bütün ümitlerimizin timsalisiniz. Bugün bizim yaptığımız her şey, Sizler için yapılmaktadır. Çoğunuz bağımsız Kazakistan’ımızın yaşındasınız. 2050 yılına doğru ise, bu programın gerçekleştirilmesine katılmış olgun vatandaşlar olacaksınız. Ülkenin daha sonraki yolunu Sizler belirleyeceksiniz.
 
Sizler, bize nasip olmayan bağımsızlık ortamında yetiştiniz. Sizin yeni, bağımsız düşünüşünüz, ülkeyi bize bugün uzak ve erişilmez gibi görünen yeni hedeflere götürecek temel etkendir.
Ben bütün halkımı; bizim dimdik ayakta kalmamıza ve vatanımıza şerefli bir istikbal sağlamamıza yardımcı olacak gayret, çalışkanlık ve amacından şaşmama gibi ebedi vasıflarla mücehhez olmaya çağırıyorum.
Ben sizlere inanıyorum! Ben yeni tarihi fırsatı kaçırmayacağımıza inanıyorum!
хроника 2050

МСБ будет производить не менее 50% объема ВВП

Производительность труда будет увеличена до 126 тысяч долларов 100-процентный охват казахстанских детей от 3 до 6 лет дошкольным образованием

Казахстан будет полностью обеспечивать собственный рынок ГСМ в соответствии с новыми стандартами экологичности

Доля несырьевого экспорта в общем объеме экспорта должна увеличиться в два раза и в три раза к 2040 году

Начнется перевод нашего алфавита на латиницу

95% казахстанцев должны владеть казахским языком

На 15 % посевных площадей будут применяться водосберегающие технологии

Будет решена проблема обеспечения населения водой для орошения

Показатель объёма ВВП на душу населения достигнет 60 тысяч долларов

Доля городских жителей РК вырастет до 70 % от всего населения